Atatürk’ün Yaveri Muzaffer Kılıç anlatıyor;
Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a geçiyorduk.
O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankarada böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için bu halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik.
Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı, Ata'yı görünce, buyurun Paşam diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler. Kitapçı;
- "Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok" dedi.
Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle;
- "Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim" dedi.
Bu sefer Atatürk daha çok merak edip;
- "Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz" dediler.
Kitapçı;
- "Paşam 40 lira istemişlerdi " deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak;
- "Abdulhalim Çelebi Efendi'nin Paşam " dedi.
Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Mecliste görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli, hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.
Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira bırakmamı emretti.
Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.
Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek;
- "Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor" diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek;
- "Bana bak, halıyı biz alıyoruz. Fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz." dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.
Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Kendisi bizi avlu kapısında karşıladı.
Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu, kahveler içildi.
Abdülhalim Efendi;
- "Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım." dedi.
Atatürk de;
- "Abdülhalim Efendi halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz." diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.
Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak;
- "Paşam eğer müsaadeniz olursa halıyı…" derken Atatürk sözünü keserek mütebessim;
- "Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz." diyerek veda edip ayrıldılar.
Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.
Bu ibret verici anı; O büyük asker, devlet adamı ve devrimci liderin, en az bu nitelikleri kadar büyük olan insanlığını anlatmasının yanı sıra, onun, gerçek dindar ve üstelik bir tarikat mensubu olan Çelebiye saygısını göstermesi bakımından da ayrı bir önem taşıyor.
Abdülhalim Efendi, o halıyı Konya Mevlânâ Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. Görülüyor ki, Abdülhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye kullanmamış ve halıyı sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir. (1922).
Ayrıca; Herkese açık sofrasını sürdürebilmek için halısını satan bir tarikat ehlinin, dini siyasete alet ederek para, mevki ve güce ulaşan, yurt içinde ve dışında saf ve eğitimsiz vatandaşları sömürerek trilyonluk mal varlıklarının sahibi olup sefa süren, günümüz din ve tarikat bezirganlarından farklılığını da ortaya koyuyor.
Tabii, anlayana ve anlamaktan yana nasibi olanlara !
Klasik bir Temel fıkrası ama sinir bozucu bir şekilde komik..
Temel´in Babası Vefat Eder
Cenazeye gelen bir aile dostu Temel´e sorar: Nasil oldu?
Cevap: 30.kattan asagiya düstü...
Adam: Vah vah desene çok feci ölmüs...
Temel: Yok yok öyle ölmedi... Tam yere düsecekken manavin tentesine çarpip tekrar yükseldi...
Adam: Vah Vaah! Daha siddetli çakildi o zaman.
Temel: Yok! Karsidaki kasabin tenteden zipladi bu sefer karsi binanin çatisina...
Adam: Demek çatiya çarpip öldü.
Temel: Yok ya! Çatidan yuvarlanip elektrik tellerine gitti..
Adam: Deme ya! Çarpildi o zaman...
Temel: Yok canim teller yaylandi babami 200 metre yukari firlatti.
Adam: 200 metreden yere çakildi öyle mi? Yazik...
Temel: Yok ya yine en bastaki bakkalin tenteye...
Adam: Orda mi öldü?
Temel: Yooo... Ordanda yine kasaba...
En sonunda bunalan adam Temel'e bagirarak sordu: Ulan nasil öldü bu adam?
Temel: "Baktik durmuyor.. Vurduk!"
Krizden nasıl çıkılır?
Mevsim yaz, aylardan Ağustos...
Riviera kıyısında küçük bir kasaba, yaz sezonu ancak yagmur yağıyor, yani kasaba bomboş, herkesin borcu var ve kredi ile yaşıyorlar
Şans eseri otele zengin bir rus geliyor ve resepsiyona 100 dolar bırakıp, odaya bakmaya çıkıyor
Otel sahibi parayı hemen alıp, kasaba olan borcunu ödüyor
Kasap, 100 doları hemen kaparak toptancıya olan borcunu vermeye gidiyor
Toptancı büyük bir sevinçle parayı alıp, kriz nedeniyle kredili hizmet veren son defa birlikte olduğu fahişeye götürüyor.
Fahişe parayı alıp aynı otele giderek oraya olan borcunu ödüyor.
Ve o anda Rus müşteri odadan geri dönüyor ve odayı beğenmediğini söyleyip 100 dolarını geri alarak kasabayı terk ediyor.
Rus müşterinin bu ziyaretinden somut olarak hiç para kazanan olmuyor ancak
TÜM KASABA BORÇLARINDAN KURTULUYOR VE GELECEĞE ÜMİTLE BAKIYOR...
ABD'de şu anda uygulanmakta olan tedbir paketleriyle krizden çıkma yöntemi, bu hikayeyle büyük benzerlikler gösteriyor.
SAKİN OL Bİ...
- İyi ki düğünümüzü Belçika'da yapalım demişsin Goncagül.
- Güzel oldu, değil mi Muhittin?
- Evet canım, herkes dışarıda evleniyor, bizim neyimiz eksik?
- Beni kırmadığın için teşekkür ederim.
- Sen istersin de ben yapmam mı bitanem?
- Muhittin, sana geçmişimle ilgili bir sey anlatmak istiyorum.
- Önce duvağını çözseydik Goncagül'üm.
- Çözeriz, dur bi... Çok önemli bu...
- Ee, ama sırası mi şimdi? Neyse, anlat bari...
- Ben küçükken tecavüze uğradım.
- Çok üzüldüm bebeğim. Ama şu an kendini iyi hissediyorsan hiç önemli değil.
- Şimdi iyiyim de bunları bilmen lazım.
- Yakınlarından biri tarafından mı?...
- Yok ... Bi bakkal vardı bizim mahallede...
- Bakkal mı?
- Evet... Elma şekeri satıyordu, güzel çikolatalar filan.
- Eee?
- İşte, o bakkal bi gün bana, Erhan depoya gelsene dedi.
- Erhan kim?
- Anlatacağım bi tanem, sakin ol bi...
LAO TZU NUN ÖYKÜSÜ..
Öykümüz ünlü Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok sever, sık sık anlatırmış hatta..
Efendim köyde bir yaşlı adam varmış.. Çok fakir.. Ama kral bile onu kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama adam satmaya yanaşmamış..
"Bu at, bir at değil benim için.. Bir dost.. İnsan dostunu satar mı" dermiş hep..
Bir sabah kalkmışlar ki, at yok..
Köylü ihtiyarın başına toplanmış..
"Seni ihtiyar bunak.. Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın" demişler..
İhtiyar "Karar vermek için acele etmeyin" demiş.. Sadece 'At kayıp' deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez.."
Köylüler ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Ama aradan 15 gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş..
Meğer çalınmamış, dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi atı peşine takıp getirmiş.
Köylüler, ihtiyar adamın etrafına toplanıp özür dilemişler..
"Babalık" demişler.. "Sen haklı çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var.."
"Karar vermek için gene acele ediyorsunuz" demiş ihtiyar.. Sadece atın geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç.. Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında nasıl fikir yürütebilirsiniz?.."
Köylüler bu defa ihtiyarla dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden "Bu herif sahiden gerzek" diye geçirmişler..
Bir hafta geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış.
Köylüler gene gelmişler ihtiyara..
"Bir kez daha haklı çıktın" demişler. "Bu atlar yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha zavallı olacaksın" demişler..
İhtiyar "Siz erken karar verme hastalığına tutulmuşsunuz" diye cevap vermiş. "O kadar acele etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla bildirilmez.."
Birkaç hafta sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış.
Köye gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın kazanılmasına imkân yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş.
Köylüler, gene ihtiyara gelmişler..
"Gene haklı olduğun kanıtlandı" demişler. "Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması, talihsizlik değil, şansmış meğer.."
"Siz erken karar vermeye devam edin" demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez. Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık olduğunu sadece Allah biliyor."
Lao Tzu, öyküsünü şu nasihatla tamamlarmış, etrafına anlattığında:
"Acele karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz. Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken, başkası açılır. Bir hedefe ulaşırsınız ve daha yüksek bir hedefin hemen oracıkta olduğunu görürsünüz."
HAYIR HAYIR KRAKERLERİ...
Bay dev, eşi bayan dev e seslenmiş: 'Hayatım bugün ne pişirdin?' Bayan dev mutfağa gitmiş, döndüğünde elinde bir paket varmış. Paketi bay dev in önüne bırakmış..
Bay dev sormuş: 'Bu da nedir? Yemek pişirmedin mi?' Bayan dev: 'Hayır, bugün hazır yemek yiyeceğiz; hayır hayır krakerleri' demiş..
Çok şaşıran bay dev 'Hayır hayır krakerleri mi? Nasıl bir şeymiş bu?' diyerek paketi açmış. Paketin içi insan doluymuş. Dev sormuş 'Adı neden hayır hayır krakerleri peki?' 'Ye bak çok lezzetliler' demiş bayan dev..
Paketten bir kaç insan alan bay dev, bunları ağzına atıvermiş..
Bu sırada krakerler bağırıyormuş: HAYIIR... HAYIIR... k i m s e n i n s o f r a s ı n a k r a k e r o l m a m a n ı z d i l e ğ i y l e . . (Güneşinoğlu filminden alınmıştır..)
KUNG FU HAREKETLERİ NASIL ORTAYA ÇIKTI?
Zen felsefesini başlatan budist rahip (adını şimdi hatırlamıyorum), çıkmış bir dağ başına, meditasyona başlamış.. Bütün gün bir kayanın üzerinde oturup meditasyon yapıyormuş.. O kadar uzun süre hareketsiz kalıyormuş ki, sırtı, kolları, bacakları tutuluyormuş. Ağrımayan yeri kalmamış. O da kaya üzerinde otururken bazı esneme hareketleri geliştirmeye başlamış. Böylece kaya üzerinde otururken dahi bu esneme hareketleriyle tutulan kol, bacak ve sırtını rahatlatıyormuş.. Bu hareketler yıllar içinde bildiğimiz kung fu hareketlerine dönüşmüş.. (Kaynak: Discovery channel da izlediğim bir belgesel..)
BU ÖYKÜ KULAĞINIZA KÜPE OLSUN: BİR ZEN ÖYKÜSÜ
Asırlar önce bir sabah bir köylü civardaki nehir yanında ögrencisi ile birlikte yaşayan MİFUSHİ adlı bir zen hocasını ziyarete gitmiş..Köylü çok endişeli imiş..Hasat kötü gitmiş. Toprakları zalim bir tiranın denetimi altındaymış. En kötüsü de karısının kendisini aldattığından şüpheleniyormuş. Adam çok ümitsizmiş ve bu yüce hocadan kendisine akıl vermesini dilemiş. MİFUSHİ hemen cevap vermemiş. Gözünü kapayıp uzuuun bir süre beklemiş..Öyleki, öğrencisi onun uyuyakaldığını sanmış. Sonra MİFUSHİ hoca gözlerini açmış ve akıntıda çırpınan bir balığı göstererek demişki:
'BERRAK SUDA BALIK YÜZER AMA BULUTLU GÖKLERDE KARTAL SÜZÜLÜR..'
Sonra tekrar susmuş. MİFUSHİ hocanın sözlerinden çok etkilenen köylü uzun uzun teşekkür etmiş ve içi ferahlamış bir şekilde köyüne dönmüş.
Öğrenci şaşkınmış. 'Hocam' demiş. 'Sizin sözleriniz ona nasıl faydalı oldu anlamadım?.'
Hoca, parmağını kaldırmış ve 'Bekle anlarsın.' demiş...
Bir yıl sonra köylü geri gelmiş ve MİFUSHİ hocanın öğütlerinin işe yaradığını ve onun sayesinde tüm sorunlarını çözdüğünü söylemiş. Hasat bol olmuş, karısı ona sadıkmış... Köylü, hocaya bir çok hediye sunmuş. MİFUSHİ hoca hediyelerden sadece bir tas tatlı almış ve gerisini adama verip köyüne geri göndermiş. Öğrencisine dönüp 'Gördün mü, iyi biten herşey iyidir... ve bu tatlılar çok güzel.' demiş. Öğrenci dahada şaşırmış. 'Hocam' demiş 'Anlayamıyorum, öğüdünüz bu köylünün nasıl işine yaradı..
O sözlerin bir anlamı yoktu..?'
MİFUSHİ hoca öğrencisinin şaçını okşamış ve şöyle demiş: 'Unutma evlat, bir zen hocası olmanın en büyük avantajı sana birşey sorduklarında istediğin gibi saçmalayabilmendir. İnsanlar söylediklerinden mutlaka bir ders çıkaracaklardır. Bunu asla unutma...Bana oradan bir tatlı daha ver bakalım..'
-------------------MARTIN MYSTERE---Aksoy yayıncılıktan çıkan seri. sayı:8 sf:93-94-----------------------------------
AL CAPONE'UN HAYAT FELSEFESİ..
"Her akşam yatmadan önce tanrıya bana bir bisiklet
vermesi için dua
ederdim. Bir gün tanrının çalışma tarzının bu
olmadığını anladım.
Ertesi gün
gittim kendime yeni bir bisiklet çaldım ve her akşam
yatmadan önce
tanrıya
günahlarımı affetmesi için dua ettim."
--AL CAPONE--
GÜZEL SÖZLER
Bir işi kimler yapmalı? ... yapabilenler.. Nicholai Hel
Kötü insanlar, yeryüzüne serpilmiş bir avuç iyi insanı sınamaya yarar.. Voltaire
Yürüdüğünüz yolda güçlükler ve engeller yoksa bilin ki o yol sizi hiç bir yere götürmez.. B. Shaw
Başkalarından üstün olmamız önemli değildir; önemli olan kendimizin dünkü halinden üstün olmamızdır. Hint atasözü
Her zaman doğruyu söyle; ileride ne dediğini hatırlamak zorunda kalmazsın.. Mark Twain
Bir filozofa sormuslar: Sansa inanirmisiniz? Filozof : Evet, yoksa sevmedigim insanlarin basarisini neyle açiklardim.
??
Cennet;
Bir Amerikalı'nın maaşına
Bir İngiliz'in evine
Bir Çin yemeğine
Bir Alman'ın arabasına ve
Bir Türk hanıma sahip olmaktır.
Cehenem ise;
Bir Amerikan arabasına
Bir İngiliz hanıma
Bir Çin evine
Bir Alman yemeğine ve
Bir Türk'ün aldığı maaşa sahip olmaktır derler...
İYİ VE KÖTÜ..
Leonardo da Vinci, 'Son Akşam Yemeği' isimli resmini yapmayı düşündüğünde büyük
bir güçlükle karşılaştı... İyi'yi İsa'nın bedeninde, kötü'yü de İsa'nın arkadaşı olan ve son akşam
yemeğinde ona ihanet etmeye karar veren Yahuda'nın bedeninde tasvir etmek
zorundaydı.. Resmi yarım bırakarak bu iki kişiye model olarak kullanabileceği
birilerini aramaya başladı..
Bir gün bir koronun verdiği konser sırasında korodakilerden birinin Isa
tasvirine çok uyduğunu fark etti..Onu poz vermesi için atölyesine davet
etti,sayısız taslak ve eskiz çizdi.. Aradan 3 yıl geçti.'Son Akşam Yemeği'
neredeyse tamamlanmıştı,ancak Leonardo da Vinci henüz Yahuda için kullanacağı
modeli bulamamıştı..Leonardo'nun çalıştığı kilisenin kardinali, resmi bir an önce
bitirmesi için ressamı sıkıştırmaya başladı..
Günlerce aradıktan sonra Leonardo vaktinden önce yaşlanmış genç bir adam
buldu..Paçavralar içindeki bu adam sarhoşluktan kendinden geçmiş bir durumda
kaldırım kenarına yığılmıştı..Leonardo yardımcılarına adamı güçlükle de olsa
kiliseye taşımalarını söyledi çünkü artık taslak çizecek zamanı kalmamıştı..
Kiliseye varınca yardımcılar adamı ayağa diktiler.Zavallı,başına gelenleri
anlamamıştı..Leonardo adamın yüzünde görülen inançsızlığı,günahı,bencilliği resme geçiriyordu..
Leonardo işini bitirdiğinde,o zamana kadar sarhoşluğun etkisinden kurtulmuş olan
berduş gözlerini açtı ve bu harika duvar resmini gördü.Şaşkınlık ve hüzün dolu
bir sesle şöyle dedi:
'Ben bu resmi daha önce gördüm'...
'Ne zaman diye sordu'Leonardo da Vinci,o da şaşırmıştı.
'Üç yıl önce ..Elimde avucumda olanı kaybetmeden önce. O sıralarda bir koroda şarkı söylüyordum,pek çok hayalim
vardı,bir ressam beni Isa'nın yüzü için modellik yapmak üzere davet etmişti'..
Iyi ve Kötü'nün yüzü aynıdır..Her şey insanın yoluna ne zaman çıktıklarına
bağlıdır...
HAYAT BU...
Bir kadın, oğlunu aklı başında biri yapabilmek için 20 yıl uğraşır;
bir başka kadın gelir, 20 dakikada aklını başından alir ( Dr. Oytun İdil in notu: hele o kadın, estetik de olmuşsa..)...
CEM BOYNER İN HOŞ BİR ANISI
Cem boyner, yurtdışından bir geziden döndükten bir süre sonra bir mektup almış..Mektupta yurtdışında iken uğradığı bir mağazadan aldığı gömlekten memnun olup olmadığını soruyorlarmış. Bu çok hoşuna gitmiş ve bunun pazarlamada bir devrim olduğunu düşünmüş. Beymen'de de aynı uygulamaya başlamışlar. Beymen mağazalarından alışveriş yapan müşterilerine bir süre sonra mektup gönderip memnun olup olmadıklarını sormuşlar; fakat daha sonra hiç akıllarına gelmeyen bir sebepden dolayı bu uygulamaya son vermişler. Çünkü bazı müşterilerinin eşleri, memnuniyetlerini soran mektupları alınca Beymen mağazalarına gelip "Eşim mağazanızdan parfüm ve takı almış.. Bunları kime aldığını öğrenmek istiyorum!" şeklinde söyleniyorlarmış...
BİR TEST
Aşağıdaki test, 4 sorudan ibaret.. Düşünmeden spontane cevap vermek gerekiyor,
Soru 1: bir koşuya katılıyorsun, ikinci adamı solluyorsun. Hangi sıralamada yer alırsın?
Cevap aşağıda:
Cevap:
Birinci sıraya çıkarım dediysen tamamen yanıldın !
İkinciyi sollarsan onun yerini alırsın, yani ikinci olursun.
Ayrıca ikinci soru için lütfen biraz daha az düşün, hızlı cevapla !!
Soru 2: Sonuncuyu sollarsan hangi sıralamaya çıkarsın ?
Cevap aşağıda:
Cevap :
Sondan ikinci dediysen yine yanıldın !
Biraz düşünsene oolum! Sonuncuyu nasıl sollarsın ?
Sen onun arkasındaysan o sonuncu olamaz değil mi ?
Cevap: mümkün değil !! Kafa yormak senin yeteneklerinde yok
herhalde...
Anlaşılan senden iyi bir zayıf halka olur!!!
Hadi bir daha deniyoruz, not tutma ve hesap makinesi kullanma,
hemen cevap vermen gerektiğini de unutma !
Ha gayret !!!!
Soru 3:
1000 al
40 ekle
1000 daha ekle
30 ekle
1000 daha ekle
Arti 20
Arti 1000
Ve arti 10
Toplam ne çıkıyor ?
Cevap aşağıda:
Cevap:
5000 ??? Yine yanlış !!!
Doğru cevap 4100.
Aynı hesabı iyi bir hesap makinesiyle tekrar yap...
Bence aldığın tüm diplomaları çöpe at !!!
Bari bu son soruya doğru cevap ver !
Soru 4:
Aylin'in babasının 5 kızı var :
1. Çaça
2. Çeçe
3. Çiçi
4. Çoço
5. ????
Soru: Beşincinin adı ne?
İyi düşün haaa..
Cevap aşağıda:
Cevap: Çüçü??? Yanlışşşşşşş!
Aylin oolum Aylin!!!
BİR TEST DAHA
Aşağıdaki text'i okuyarak içinde kaç tane "F" olduğunu say.
FINISHED FILES ARE THE RE-
SULT OF YEARS OF SCIENTIF-
IC STUDY COMBINED WITH THE
EXPERIENCE OF YEARS
Tamam? Saydıktan sonra aşağıya geç!
Kaç tane? Üç?
Maalesef, altı tane -İnanmıyorsan bir daha oku!
F (1)INISHED F (2)ILES ARE THE RESULT OF (3) YEARS OF (4) SCIENTIF (5)IC STUDY COMBINED WITH THE EXPERIENCE OF (6) YEARS
Beyin "OF" daki F'yi es-geçiyor...
Eğer altıyı bulduysan bir dahisin, üç normal, dört çok nadir.
Sen kaç tane saydın?
SOKRATES... Sokrates ve eşi bir türlü geçinemezlermiş. Bir gün eşi Sokrates'e verip veriştirmiş, ağzına geleni söylemiş. Bakmış kocası hiçbir tepki göstermiyor; bir kova suyu alıp başından aşağı boşaltmış.
Sokrates ise;
- Bu kadar gök gürültüsünden sonra bir sağnak zaten bekliyordum, demis.
CHURCHILL..
Bernard Shaw ile Churchill hiç geçinemez ve sık sık birbirlerini iğnelerlermiş. Bernard Shaw, bir oyununun ilk gecesine, Churchill'i davet etmiş ve davetiyeye de bir pusula iliştirmiş:
"Size iki kişilik davetiye gönderiyorum. Bir dostunuzu alıp gelebilirsiniz. Tabii dostunuz varsa."
Churchill , hemen cevap göndermiş:
"Maalesef o gece başka bir yere söz verdiğim için oyununuzu seyretmeye gelemeyeceğim. İkinci gece gelebilirim, tabii oyununuz ikinci gece de oynarsa."
EFLATUN (PLATON)..
Bir gun Eflatun, talebelerinden birini kumar oynarken yakalamis ve siddetle azarlamis.
Talebesi:
- Iyi ama ben cok az bir parasina oynuyordum, diye itiraz edecek olunca, Eflatun cevap vermis:
- Ben seni kaybettigin para icin degil, kaybettigin zaman icin azarliyorum.
HESAP..
Ufak bir matematik egzersizi. Sadece 30 saniyenizi alir.
Problemin sonuna bakmayiniz.
Denileni yapin, sonuç hosunuza gidebilir.
1) Önce haftada kaç kez bir restoranda aksam yemegi yemek istersiniz ?
2) Bu rakami iki(2) ile çarpiniz...
3) Üstüne beş (5) koyun...
4) Buldugunuz rakami elli(50) ile çarpiniz...
5) Çıkan rakam doğum yılınızı geçti ise 1751 ekleyin, geçmedi ise 1750 ekleyin.
6) Bu rakamdan dogum tarihinizi çikartin. Bu sayıyı bir yere not edin..
(mesela 1958 - 1960 - 1973)
7) Son etap: Şu anda içinde bulunduğunuz yıldan 2001'i çıkarın ve bu sayıyı az önce bulduğunuz sayıya ekleyin....
Sonuc ;
Elinizde 3 haneli bir rakam olmali...
İlk rakam haftada kaç kez bir restoranta gitmek istediginiz. İlginç bir sey. Son iki rakam yaşiniz degilmi ????
PİŞMANİYENİN ÖYKÜSÜ..
1800'lü yillarda zamanin padisahina, padisahin daha önce hiç tatmadigi bir tatli hediye edilmis. Ismi "PESMEK" imis. Acemistan kaynakli bu tatli padisahin o kadar hosuna gitmiski padisah bunu yapabilen ahçiya buyuk bir ödül verecegini ilan etmis. Tüm ülkedeki usta ahçilar seker, yag ve un'un uygun kivamda pisirilip karistirilmasiyla yapilan, sac telinden ince, agiza atinca eriyen tatliyi yapmak için yaris etmisler..Sonunda izmit yöresindeki usta ahçilar bunu basarmislar ve ödülü almislar. Yapmasi ve yemesi cok zahmetli oldugu içinde adi daha sonra degiserek "PISMANIYE" olarak kalmis.
BİR TEST DAHA...
Öykunun kahramani bir genc kiz. Bu genc kiz, kendi annesinin cenaze
toreninde daha once kim oldugunu hic bilmedigi bir genc adamla
karsilasiyor. Bu genc adam kizin ruyalarinin adami ve kiz gorur gormez
adama asik oluyor. Aradan bir kac gun geciyor. Genc kiz kizkardesini olduruyor.Polis neden
oldurdugunu sordugunda, genc kiz cevap veriyor. Kizin kizkardesini
oldurme sebebi nedir? Asagidaki cevaba bakmadan cevap verin.
DEVAMI AŞAĞIDA
Cevap:
Genc kiz, adamin cenazeye gelecegini
ve adami orada gorecegini umuyor.
Bunu dogru cevapladiysaniz, polise gidip sizi hapsetmelerini isteyin.Bu
unlu bir Amerikan psikoloji testiymis. Oldurebilme zihniyetine sahip
kisiler buna dogru cevap verirlermis. Seri katillerin cogu bu teste hic
dusunmeden dogru cevabi vermisler.
Dogru cevabi bulamadiysaniz, ne iyi..
Abraham Lincoln ile John Fitzgerald Kennedy'nin yaşamları ve uğradıkları
suikastlar, inanılmaz bir dizi olayla birbirlerine bağlıdır.
Lincoln ilk defa 1846 yılında Kongre'ye seçildi. Kennedy ise tam 100 yıl
sonra 1946'da...
İkisininde adı 7 harften oluşuyordu..
İkisi de beyaz saraydayken birer evlatlarını kaybettiler..
6 Kasım 1860'da Lincoln ABD'nin 16. başkanı seçildi; Kennedy ise 8
Kasım 1960'da 35. başkan oldu.
Ölümlerinden sonra yerlerini alan
yardımcılarının ikisinin de adları Johnson'du; Andrew Johnson 1808'de,
Lyndon Johnson 1908'de doğmuştu.. ve ikiside güneyliydi..
Lincoln'u vuran J.W.Booth 1838 yılında,
Kennedy'nin katili Oswald ise 1939'da doğdu. İkisi de güneyliydi ikisininde 3 isimden oluşan adları vardı (hatta ikisininde isimlerinde 15 harf vardı.) ve ikiside
mahkemeye çıkartılamadan vuruldular. İkisi de cinayeti bir tiyatro binasında
işleyip, daha sonra bir ahıra kaçtılar.
Suikast gününde Lincoln bir
korumasına, "Benim canımı almak isteyen bir adam var. Başaracağından kuşkum
yok. Olacağı varsa önüne geçilemez." demişti. Kennedy ise eşine ve
yardımcısı O'Donnel'a, "Biri beni bir tüfekle bir pencereden vurmak isterse
kimse onu durduramaz. Bu yüzden niçin kendimi üzeyim?" demişti.
Lincoln ve Kennedy insan haklarını savunmalarıyla tarihe geçtiler; ikisi de
bir cuma günü kafalarının arkasından vuruldular ve eşleri de yanlarındaydı.
Lincoln Ford Tiyatrosu'nda vuruldu; Kennedy ise Ford Motor Şirketi
tarafından yapılan bir arabada hayatını kaybetti.
Başka bir ilginç tesadüf ise Kennedy'nin Evelyn Lincoln adlı bir sekreteri
olması ve Kennedy'ye Dallas'a gitmemesi için ısrar etmesiydi. Lincoln'un
sekreterinin ismi de aynıydı...
KADINLAR NE DEMİŞ...
Evlenmedim çünkü gerek yoktu. Evimde bir kocanın yerini doldurabilen üç hayvan besliyorum: Her sabah hırlayan bir köpek, bütün gün küfür eden bir papağan ve geceleri geç gelen bir kedi...
-Marie Corelli-
Şahsen, yirmi dördüne kadar "doğru" adama rastlamadıysa, bir genç kızın şanslı olduğunu düşünüyorum...
-Deborah Kerr (Women's Wit and Wisdom )-
Evlenmek isterim, çünkü bir erkeğin her gece benimle birlikte uyumaya kanunen mecbur olması fikri hoşuma gidiyor.
-Carrie Snow-
Hayır Anneciğim, Bay Doğru ile henüz tanışmadım...Fakat, Bay Cimri, Bay Kaba ve Bay Evli ile tanıştım...
-?-
Soru: Erkekler eşit bir ilişkiyi nasıl tanımlar?
Cevap: Siz pişirirsiniz/erkek yer; Siz temizlersiniz/erkek kirletir; Siz ütülersiniz/erkek buruşturur.
-?-
Bütün erkekler sıkıcı, kaba, cimri, sapık ve çeşitli türlerde manyaktır demek istemiyorum. Ama ihtimaller öyle gösteriyor ki,insaniyet ölçülerine uyan birini bulana kadar yukarıdakilerin çeşitlemeleriyle çıkmak
zorunda kalacaksınız...
-Audrey Norris-
Bir erkeği tanımlarken birçok kelime kullanabilirsiniz. Onun için nazik,sevgi dolu, düşünceli diyebilirsiniz. Bu yalan olur ama yine de söyleyebilirsiniz.
-Anonim-
Bütün bir gün boyunca parlak espriler patlatan bir erkek kadar hiçbir şey beni korkutamaz...
-Mme de Sévigné-
Bir erkekle her konuda konuşabilirsiniz. O anlamayacaktır, ama yine de konuşabilirsiniz.
-Anonim-
Erkeklerin en sık yaşadığı hayal kırıklığı,bir kadının da bir beyne sahip olduğunu fark etmeleridir...
-Margaret Mitchell ( Rüzgar Gibi Geçti )-
Neden kadınlar ısrarla "gizemli" olarak tanımlanır? Herhalde organik ve psikolojik yapılarını gizledikleri için değil, erkelerin bu yapıları keşfetmek için hiçbir zaman çaba göstermedikleri için olsa gerek.
-Ruth Herschberger ( Adam's Rib )-
Kadınların hepsi aptal değildir. Bazıları bekardır.
-?-
Kadınların hataları vardır. Erkeklerin sadece iki tane hatası vardır: Bütün söyledikleri Ve bütün yaptıkları.
-Anonim-
Çoğu erkek terbiyeli olmayı öğrendiğinde artık başka bir biçimde davranamayacak kadar yaşlanmış oluyor.
-Anonim-
Bir erkek için, kadınların onun evlenme teklifini reddetmesi daima anlaşılmaz olmuştur.
-Jane Austen-
Gerçeği bildikleri için erkekler kadınların dedikodu yapmasından hiçbir zaman hoşlanmamışlardır; yani ölçülüp biçilip mukayese edildikleri durumdan.
-Erica Jong-
Kadınlar yüzyıllarca, erkek figürünü normal boyutunun iki katı gösterecek, büyülü ve güzel bir yansıtma gücüne sahip aynalar gibi hizmet ettiler.
-Virginia Woolf ( Kendine Ait Bir Oda )-
Ne zaman akşam yemeğine geç kalsa, onun ya beni aldattığını ya da sokakta ölü olarak yattığını düşünür,hep ikincisi için dua ederim. ...
-Judith Viorst (Women's Wit and Wisdom )-
Bütün kadınlar uyanık oldukları zamanın çoğunu bir erkeği nasıl mutlu edeceğini düşünerek geçirmez. Bazıları evlidir...
-Emma Lee-
O,bir kadının kurtulmak için evlenmek zorunda kaldığı türden bir erkekti...
-Mae West-
Büyük Katerina neden sevgililerini birlikte olduktan sonra öldürürdü? Çünkü ertesi gün sevgilisinin ona telefon etmemesinin yarattığı boşluğa dayanamazdı....
-Gael Greene-
Kendinize "Onda ne bulmuştum?" diye sorduğunuzda onda bulduğunuz şeyin sadece sizin hayal gücünüzün bir ürünü olduğunu fark edeceksiniz.
-Allie Walmsley-
Bir erkek evliliği düşündüğünde, korktuğu şey, kendini bir kadına bağlamak değil, kendini bütün diğerlerinden ayırmaktır.
-Helen Rowland-
BİLMECE...
Arnold Scharwezenegger'inki uzun..... Brad Pitt'inki kisa.... Madonna'nin böyle bir seyi yok... Papa'nin var, ama kullanmiyor... Clinton sürekli onu kullaniyor... BU NEDiR?.... Fesatlik yapmadan önce bir kez daha düsünün! CEVAP AŞAĞIDA:
CEVAP: SOYADI!!!
BİR ÇİN ATASÖZÜ..
Mutlu olmak istiyorsan...
" Bir gün mutlu olmak istiyorsan; içki iç. Bir hafta mutlu olmak istiyorsan; tatile çık. Bir ay mutlu olmak istiyorsan; evlen. Bir ömür boyu mutlu olmak istiyorsan; toprakla
uğraş. Bir ömür boyu 'mutsuz' olmak istiyorsan; insanla
uğraş (Op. Dr. Oytun İdil in notu: İnsanla uğraş, örneğin doktor ol!!)."
İLACIN KISA TARİHİ
M.Ö. 2000 Al, bu kökü ye.
M.S. 1000 O kök kötü. Gel, bu duayı oku.
M.S. 1850 O dua batıl inanç. Al, bu iksiri iç.
M.S. 1940 O iksir yılan yağı. Al, bu hapı yut.
M.S. 1985 O hap etkisiz. Gel, bu antibiyotiği yut.
M.S. 2000 O antibiyotik artık işe yaramıyor. Al, bu kökü ye...
70 ler, 80 ler, 90 lar...
KUSAKLAR BOYU KIZLAR...
ABLALAR
68 GENÇLIGI
ŞİMDİKİ YETİŞKİNLER
78 GENCLIGI
KARDESLER
90LI YILLAR..
Dinledikleri sarki:
samanyolu
sen aglama
yakalarsam muck muck
Izledikleri film:
love story
endless love
temel içgüdü
Okuduklari kitaplar:
barbara cartland
klasikler
erkekleri kullanma kilavuzu
Özenilen kisi:
belgin doruk
müjde ar
televole mankenleri
Ilk ask:
komsunun oglu
devrimci abiler
yazliktaki motorsikletli genc..
Giysiler:
çiçekli klos elbise
blue jean-t shirt
kafasina göre, ne bulursa..
Randevu yeri:
agacin alti
kösedeki pastane
onun evinde..
Ilk dokunus:
rüyalarda bulusuruz
eylülde okul yolunda
tanistiktan 2 saat sonra
Içecek:
limonata
bira
tekila
Moda yerler:
çamlica tepesi
cennet bahçesi
kemancida sabaha kadar..
Idealler:
mutlu bir yuva
kadin-erkek esitligi
yalniz yasam..
Cinsellik:
nikahtan sonra
evlilik umuduyla
yemek, içmek gibi ihtiyaç..
Dogum kontrolu:
kurtaj
takvim yöntemi
tabiiki prezervatif..
Meslek:
ögretmen
doktor olmak, isletme okumak..
mankenlik, medya dünyasina girmek..
Cilginlik:
dogum gunu partileri
okul partileri
gece klübünde sabaha kadar dans!
Özgürlük:
ancak evlenince
ekonomik özgürlük
zaten özgürler
Sigara:
tuvalette yenice sigarasi..
okulu kirinca samsun
Sokakta,Ebeveyn önünde kisa marlobro Lights ve kisa Camel
Uyusturucu:
kötü adamlar kolanin icine atar
esrar icmek nasil bisii acaba?
minik renkli haplar..
Dünya:
kendi cevrelerinden ibaret
keske amerikada okusak
dünya ellerinin altinda
Olmazsa olmaz:
görücüye cikmadan olmaz
sevmeden asla
illede para, ev, araba, yakisiklida olsa iyi olur..
Makyaj:
ince kas, takma kirpik
siyah kalem, çiçek kokulu dudak parlaticisi
kozmetik onlar için çalisiyor..
Çeyiz:
sandik dolusu danteller
annesinin yaptigi kadar
onun için çok gereksiz..
Ideal erkek:
göksel arsoy
tarik akan
tarkan
Parfum:
charlie
Fa deodorant ve mum stick
escape
Ayrilik:
sonu ince hastalik
sarkilarla teselli
çivi çiviyi söker..
Ev:
küçük pancurlu bir ev
apartman dairesi
terasi olan studyo tipi ev
Platonik ask:
sadece beklediler
arada bir çaba gösterdiler
karsiliksiz kelimesi sözlüklerinde yok..
Ölüm:
aski için
özgürlük ve gurur için
Kimi kariyer için kimisi de bosluktan
Korku:
en çok babadan
Yanliz yasamayi hem istedik hem korktuk
AIDS'den
Arkadaslik:
kiz kiza
erkeklerlede arkadas olunabilirmis..
en iyi arkadasim erkekler..
Tavir:
ben senin bildigin kizlardan degilim
her kusun eti yenmez
ikile canim
Marka:
UFI yada YKM
Levi's
her taraflari marka
Pazar günü:
banyo, maç ve okul hazirligi
arkadaslarla sinemaya gitmek
cuma ve cumartesi gecesinin yorgunlugu cikiyor..
Yemek:
saray muhallebicisi
süt-is
McDonalds
Beyaz atli prens:
hep beklediler
arada bir gelecegine inaniyoruz
onlar bu masala inanmiyor
Iç çamasiri:
fistolu, beyaz, masum
Saten, dantelli, hafif seksi
Iç çamasirlariyla dolasiyorlar sokakta
Romantizm:
Türk filmlerindeki tüm romantik sahneler
siir okumak, elele dolasmak
mum isiginda sevismek
Para:
parayla saadet olmaz
biz vermeye alistik
para olmadan asla
Araba:
Kuyruklu 56 Chevrolet
murat serisi
BMW, Mercedes, Ferrari
Hayallerinin erkegi:
Her aksam eli kolu dolu eve gelen
aldatmayan, zeki
zengin ve cilgin
Bekaret:
kocalarina sakladilar
bizim kafamiz hala bakir
inanmiyorum, hala bakiremisin? Saçmalama!
DÜNYANIN EN UZUN İSİMLİ FİLMİ
''Night of the Day of the Dawn of the Son of the Bride of the Return of the Revenge of the Terror of the Attack of the Evil, Mutant, Alien, Flesh Eating, Hellbound, Zombified Living Dead Part 2: In Shocking 2-D''
İnanmayan www.imdb.com dan bu filmi arayabilir; yada hadi size filmle ilgili sayfanın direkt linkini vereyim, tıklayın (İMDB, filmin adını kısaltmış ama sayfanın alt kısımlarında filmin tam adı yazıyor..)...Not: bu filmin 2 de devamı çekilmiş!!
ÜNLÜ BİLGİSAYAR OYUNU DOOM UN ADI NEREDEN GELİYOR??
Doom, Quake gibi oyunların baş programcısı John Carmack Doom oyununun adını bir Martin Scorsese filmi olan Paranın rengi nden almış. Filmin bir sahnesinde Tom cruise'e soruyorlar: Cebinde ne var? Tom Cruise'in cevabı kısa ve çok etkilidir: DOOM! (:kıyamet)... Bu replikten çok etkilenen J. Carmack oyunun adını DOOM koyar..
TÜM KÖTÜLÜKLERİN KAYNAĞI KIZLARDIIIRRR!!!!
Evet arkadaslar....Tum kotuluklerin kaynaginin kiz
milleti oldugu kanitlandi sonunda..Hem de matematiksel olarak..MATEMATİK YANILMAZ..
ÜSTTEKİ DENKLEME KIZLARIN CEVABI
Al işte... Kızın teki yememiş, içmemiş, uyumamış, yukarıdaki denkleme cevap niteliinde bi denklem geliştirmiş.. (En azından 'Erkekler daha kötü diyerek kızların kötü olduğunu kabul etmiş oluyor..)
ŞAMPİYON BREZİLYA!!
Fatih Altayli, 2002 dunya kupasi oncesinde HURRIYET'teki kösesinde bir yazi yazmisti..Aynen söyle:
ŞAMPIYON BREZILYA!
Galatasarayli kardesim Ahmet Cemil bir hesap yapmis.
Diyorki Brezilya kupayi en son 1994'de almisti. Ondan öncede 1970'de. Bu iki
yili toplayinca (1970+1994) sonuc 3964 yapiyor.
Almanya kupayi en son 1990'da almisti..Ondan öncede 1974'de...Bu ikisinide toplayinca
3964 ediyor..
Arjantin dunya kupasini en son 1986'da kazandi.Bir önceki sampiyonlugu ise 1978'de
idi. Bu yillarin toplamida 3964 ediyor..
Bu hesapla 3964'den icinde bulundugumuz 2002 yilini cikarirsak bu sene kimin
sampiyon olacagini bulmamiz gerekiyor.
3964-2002=1962...
Demekki 1962'de sampiyon olan takim bu senede sampiyon olacak. 1962'de sampiyon
olan kim?
BREZİLYA...
Hesap bu...Yerse...
Evet...Fatih Altayli bu yaziyi 2002 dunya futbol sampiyonasindan once yazmisti...Kim sampiyon oldu?..
BREZİLYA!..
..........Matematik yanilmaz!!!
İnanmayanlar için Fatih altaylı nın yazısını aşağıya koyuyorum:
Cem Boyner den..
Cem BOYNER aşağıdaki fıkrayı tüm çalışanlarına göndermiş..
Doğu illerindeki bir ağanın en büyük zevki, kar üzerine çişiyle imzasını atmakmış.
Bu nedenle kar yağmaya başladığı andan itibaren köyde hayvanlar dahil hiç kimse sokağa çıkamazmış.
Kar biraz kalınlaşınca, ağa sırtına kürkünü giyer ve köy meydanına gelirmiş. Yanında da en yakın yardımcısı Haso.
Ağa sırtını köye doğru dönersonra sorarmış:
- 'Ula Hasso, ahali bakiy mi...? '
- Hasso cevap verirmiş:
- 'Evet ağam, hepisi de bir olmuş, pencerelerden bakir.'
Ağa çisiyle karın üzerine imzasını atarmış 'Abdullah Cizrelioglu'.
Sonrada bir nokta koyarmış ve sorarmış:
- 'Hala bakirler mi...? '
-'He ağam, hem bakirler hem de çılgın gibim alkıslirler.'
Her sene ayni tören sürermiş.
Aradan 7 yıl geçmiş.
Ağa yine, kar tuttuktan sonra, çıkmış köy meydanına.
Sormuş Hasso'ya:
- 'Ahali bakir mi...?'
-'He ağam, bakirler, köpekler, kediler bile camdadır.'
Ağa 'Abdullah' diye adini , arkasından 'Cizrelioglu'
diye soyadını yazmaya başlamış ki;
kalakalmış, çünkü yaş gereği prostat....!
- Halka rezil olmak var.
Alçak sesle Hasso'ya sormuş:
- 'Bakirler mi...?'
- 'He ağam, bakirler de, sen ne diye durdin öyle.....? '
Ağa çaresiz:
- 'Ula gel yanıma, arkanı dön ahaliye, tamamla şunu.' diye emretmis.
Hasso bir an durmuş, sonra çişini yapmaya hazırlanmış ve ağanın
kulağına eğilip :
- 'Ağam' demiş, 'Kırk yıldır kafama vurdin, salak dedin, sırtıma
vurdin aptal dedin. ha bu kulun okumayi yazmayi sökemedi ki, hele
bi ucuni tut da yazının devamını sen yaz.' ...
BİRLİKTE ÇALIŞTIKLARINIZI EĞİTMEZSENIZ .... TUTACAĞINIZ GÜN YAKINDIR!!! .
Yıllar önce Ringo diye bir çizgi roman dergisi vardı.. 1970lerde falan.. Bu dergide çıkmış bir öyküye bayılmıştım.. İşte o öykü..
SAKİN ADAM...
Hikaye bir western kasabasında bir bankada geçiyor. Üç, beş kişi banka işlemleri için sıra beklerken maskeli 3 kovboy bankayı basıyor.
"BU BİR SOYGUNDUR! ELLER YUKARI."
Sırada bekleyenler ve banka memuru söylenenleri yapıyor, paralarını ve değerli herşeylerini veriyorlar. Bir kişi hariç. Temiz giyimli, sakin ve şehirli görünen sessiz biri.
O hiç umursamıyor soyguncuları; hiç konuşmuyor da. Hatta soyguncuların olduğu tarafa bile bakmıyor..
Soyguncular sinirleniyor.
"SENDE DOSTUM! SÖKÜL PARALARI!"
Birden "sakin adam" elbisesinin neresinden çıkardığı belli olmayan silahları ile soyguncuların üçünü de temizliyor. O kadar hızlı davranıyorki soyguncular ne olduğunu bile anlayamadan yerde buluyorlar kendilerini. Ortalık toz duman.. Herkes şaşkın... Sakin adam üstünü başını düzeltiyor, sakin bir tavırla bir sigara yakıyor ve şaşkın şaşkın kendisine bakanlara dönüp şöyle diyor:
"Ben sakin bir insanım. Gürültü ve karışıklığa tahammül edemiyorum."
Yoktan para elde etmek üzerine...
İşçi Mehmet Berlin'de yaşıyor. Elindeki pasaport ve vizelerle, Doğu Berlin'den Batıya geçmesi için bir tramvaya binmesi gerekli. Doğu Berlin parası da mark, Batının ki de.. İki devlet başlangıçta anlaşmışlar.. Bir Doğu markı, bir Batı markına eşit.. Ama günün birinde Doğulular biraz da dünyaya hava basmak için bir karar almışlar.. "Bir Batı markı, 90 Doğu feniki eder" demişler.. Eh.. Batılılar da bunun altında kalacak değiller ya.. Nasılsa soran eden yok.. Bir karar da onlar açıklamış. "Bir Doğu markı 90 Batı feniki eder" diye. İki taraf da kendi parasının 10 . fenik daha kıymetli olduğunu iddia ededursun, bizim içşi Mehmet sabah evinden kalkmış.. Bakmış sakalları uzun.. Evde de jilet yok.. Çıkmış, köşedeki bakkala gitmiş. Bir jilet almış.. Fiyatı 10 fenik.. Cebinden l Batı markı çıkarmış.. Dükkancı 90 fenik geri verecek.. Bozuk parası yok. Bakmış çekmecenin köşesinde bir Doğu markı var.. Eh.. Kurlara göre o da 90 fenik değil mi ?.. Mehmet'e "Alır mısın" demiş.. Almış Mehmet parayı.. Hava güzel.. Yürüye yürüye Doğuya geçmiş.. Köşede bir adam dondurma satıyor.. 10 fenik .. Çıkarmış cebinden Doğu markını.. Vermiş parayı, almış bir dondurma. Ama dondurmacı da 90 fenik bozuk para yok. Ama cebinin bir köşesinde bir Batı markı var. Bir Batı markı da 90 fenik değil mi., ülkesinin resmi kurlarına göre.. "Alır mısın?" demiş, Mehmet'e.. Almış Mehmet parayı... Dönmüş evine.. Sonra düşünmeye başlamış.. "Sabah çıkarken cebimde l Batı markı vardı. Şimdi de bir markım var. Ama cebimde bir jilet, karnımda da bir dondurma var.. Jileti satan da, dondurmacı da zarar etmediler... Öyleyse kim ödedi bunların parasını yahu.." Kim ödedi sizce.. Belki şimdi biraz anlamışsınızdır, uluslararası bankerlerin nasıl birden kağıt üzerinde milyoner olduğunu, ya da, Türk parasının değerinin hergün dünya piyasasındaki gerçek değerlere göre ayarlanması kararının neden doğru olduğunu...
Çan eğrisi...
4 Yaşında başarı pantolonuna işememektir.
12 Yaşında başarı arkadaş bulabilmektir.
16 Yaşında başarı araba kullanabilmektir.
20 Yaşında başarı seks yapabilmektir.
35 Yaşında başarı para kazanabilmektir.
50 Yaşında başarı para kazanabilmektir.
60 Yaşında başarı seks yapabilmektir.
70 Yaşında başarı araba kullanabilmektir.
75 Yaşında başarı arkadaş bulabilmektir.
80 Yaşında başarı pantolonuna işememektir.
İşte biz buna çan eğrisi diyoruz...
Ağzı bozuk bilgenin öyküsü...
Çinli bir yasli usta, ciraginin surekli herseyden sikayet etmesinden bikmistir.
Bir gun ciragini tuz almaya gonderdir. Hayatindaki herseyden mutsuz olan cirak dondugunde, yasli usta ona, bir avuc tuzu, bir bardak suya atip icmesini soyler.
Cirak, yasli adamin soyledigini yapar ama icer icmez agzindakileri tukurmeye baslar. Tadi nasil?" diye soran yasli adama ofkeyle "aci" diye cevap verdir.
Usta kikirdayarak ciragini kolundan tuttar ve disari cikarir.
Sessizce az ilerdeki golun kiyisina goturur ve ciragina bu kez de bir avuc tuzu gole atip, golden su icmesini soyler.
Söyleneni yapan cirak, agzinin kenarlarindan akan suyu koluyla silerken ayni soruyu sorar: Tadi nasil?"
"Ferahlatici" diye cevap verir genc cirak.
"Tuzun tadini aldin mi?" diye sorar yasli adam,
"hayir" diye cevaplar ciragi.
Bunun uzerine yasli adam, suyun yanina diz cokmus olan ciraginin yanina oturur ve soyle der:
"Yasamdaki acilar tuz gibidir, ne azdir, ne de cok. Acinin miktari hep aynidir. Ancak bu acinin siddeti, neyin icine konulduguna baglidir. Acin oldugunda yapman gereken tek sey aci veren seyle ilgili hislerini genisletmektir. Onun icin sen de artik bardak olmayi birak, göl olmaya calis."
Bu guzel nasihat sayesinde çırak bir ay sonra ölür, meger gol kenarindaki fabrikanin zehirli atiklari gole bosaliyordur.
Bunun uzerine Çinli yasli usta soyle der:
"What the fuck up!!!"
Türkçeden İngilizceye girmiş kelimeler..
Hep İngilizceden Türkçeye kelime karışacak değil ya.. Bizde İngilizceye katkıda bulunmuşuz..
aga, agha: ağa, yüksek rütbeli Türk askerî yöneticisi
baklawa, baklava: baklava
bashlyk: başlık
bey: bey
bergamot: bey armudu, bergamot
beylik, beylic: beylik
bosh: boş, saçma (konuşmak)
bulgur: bulgur
buran: buran, fırtına
cafe: kahvehane, kafe
caique: kayık
calpac, calpack, kalpak: kalpak
caracal: karakulak, bir tür Afrika vaşağı
caviar, caviare: havyar
cham: han
chiaus: çavuş
chibouk: (tütün içmek için) çubuk
chouse, chowse: hile yapmak (çavuş'tan)
coffee: kahve
dervish: derviş
divan: divan
dey: dayı, eskiden Kuzey Afrika'da yönetici
dolma: dolma, bir tür yemek
dolman: dolama, bir tür giysi
effendi: efendi
firman: ferman
giaour: gavur
halva: helva
imaret: imaret
irade: irade, padişah fermanı
jackal: çakal (gönderen: chavush)
janizary, janisary: yeniçeri
kabob, kabab, kebab, kebob, cabob: kebap
kantar: kantar (ağırlık birimi)
karakul, caracul: karakul, bir cins koyun
kavass: kavas, elçiliklerde koruma görevlisi
khan: han, kağan
khedive: hidiv, eskiden mısır valisi
kilim, kelim: kilim
kiosk: üstü kapalı etrafı açık sergi yeri (köşk'ten)
kismet: kısmet, kader
kumiss, koumiss: kımız
kurbash: kırbaçlamak
kurgan: kurgan, mezar üzerine toprak yığılarak yapılan küçük tepe
macrame: makrame
mollah, mulla, mullah: molla
odalisk: odalık
oka, oke: okka
ottoman: bir çeşit yatak (Osmanlı'dan)
pastrami: pastırma
pacha, pasha, bashaw: paşa
pashalic, pashalik: paşalık, bir paşanın yönetimindeki bölge
pilau, pilaf, pilaff, pilaw: pilav
raki, rakee: rakı
samiel: sam yeli
sanjak: sancak
selamlik: selamlık
seraglio: harem (saray'dan)
serai: saray
shagreen: bir çeşit deri (sağrı'dan)
shashlik, shaslik: kebap
sherbet: şerbet
spahi, spahee: sipahi
taffeta: tafta
tulip: lale (tülbent'ten)
turban: türban (tülbent'ten)
ulema: ulema
ulan, uhlan: Prusya ordusunda asker (oğlan'dan)
vilayet: vilayet
vizier: vezir
yarmulke, yarmelke: Yahudilerde giyilen bir çeşit başlık (yağmurluk'tan)
yashmac, yashmak, yasmak: yaşmak, bir tür kadın giysisi
yataghan, yatagan, ataghan: yatağan, bir tür kılıç
yoghourt, yoghurt, yogurt: yoğurt
yurt, yurta: bir tür taşınabilir çadır (yurt'tan)
zaptiah, zaptieh: zaptiye
Kadın zekası...
Bir kadinla bir adam ayri ayri arabalarinda giderlerken carpisirlar. Ikisinin de arabasi mahvolur ama sans eseri ikisi de hic yara almadan kurtulur.
Arabalarindan surunerek cikarlar ve kadin adama bakip:
-Cok ilginc! Sen erkeksin ben de kadin.Arabalarimiz mahvoldu ama ikimizede hicbir sey olmadi. Bu belki de tanisip,dost olup,hayatimizin sonuna kadar huzur icinde birlikte yasamamiz icin bir isarettir" der.
Muthis heyecanlanan adam:
"Evet, galiba haklisin" diye cevap verir.
Saskinlikla
"Bak, arabam hurdaya dondu ama bir sise sarap sapasaglam. Bu kesin bir isaret. Bu sarabi içip sansimizi kutlamaliyiz" diye devam eden kadin, sarap sisesini adama uzatir.
Adam siseyi alir, acar ve yarisini icip kadina verir.Kadin hemen sisenin mantarini kapatip adama geri uzatir.Bunun ustune adam sorar:
"Sen icmeyecek misin?"
Kadin cevap verir:
"Hayir, ben polisi bekleyecegim!"
Kaynana...
Genç bir cocuk heyecanla annesine gelir ve aşık oldugunu, evlenmek istedigini ve annesini tanistirmak istedigini söyler. Ama sadece eglence olsun diye eve 3 kiz getirecegini ve annesinin evlenecegi kizi tahmin etmesini ister.
Ertesi gun 3 güzel kizla eve gelir.Otururlar bir sure sohbet ederler. Bir sure sonra cocuk heyecanla annesine sorar:
-"Tahmin ettin mi ?" diye.
Anne duraksamadan cevap verir:
-"Ortadaki kizil saçli"
Oglan hayretle annesine sorar:
-"Inanilmaz, nasil bildin?"
Anne cevap verir:
-"Ondan hoslanmadim!
Bir erkek neyi bekler...
"Gerçek bir kadını"
Annesinin beslediği gibi besleyebilen,
Evini temiz,
ve sıcak tutan,
Dırdır etmeyen bir kadın...
Paranın kıymetini bilen,
Bütün gün çalışıp,
Bütün gece dansedebilen...
Veee hayır demeyen...
Asla başı ağrımayan...
Her zaman tedbirli,
Ve her zaman "hazır" olan...
Yalnız kendisini sevecek,
Ve şımartacak bir kadın...
BEKLER...
BEKLER...
BEKLER...
HEP BEKLER...
Rastlantıların şaşırtıcı benzerliği...
Rastlantılar insanların her zaman ilgisini çekmiştir. Raslantıların şaşırtıcı benzerliğini görmek için şu örneği inceleyelim: Bir yılda 366 gün olduğuna göre (şubatı 29 gün sayıyoruz), bir grupta doğum günleri aynı olan en az iki kişinin bulunduğundan emin olabilmemiz için, o grubun 367 kişiden oluşması gerekir. Niçin?
Ya bundan % 50 emin olmakla yetinseydik? Bir grupta aynı gün doğmuş iki kişinin bulunma olasılığının yukarıdakinin yarısı kadar olabilmesi için, grubun kaç kişiden oluşması gerekir? İlk tahmininiz, 365’in yaklaşık yarısı olan 183 olabilir. Oysa sürpriz yanıt, grubun sadece 23 kişiden oluşması gerektiğidir. Başka bir deyişle, rasgele seçilen 23 kişi içinde, % 50 olasılıkla, iki ya da daha fazla kişi aynı doğum gününü paylaşacaktır. Buna inanmakta zorlananlar için, aşağıda bu sonucun nasıl elde edildiğini kısaca gösterelim:
Çarpım prensibine göre, beş tarihi seçebilmek için, (365x365x365x365x365=3655) yol vardır (tekrara izin verilmesi koşuluyla). Fakat 3655 yolla seçilen bu günlerin çakışmaması, ancak şu şekilde mümkündür: (365x364x363x362x361). Bu son çarpımı (365x364x363x362x361)’i 3655 ‘e bölersek, rastgele seçilen 5 kişiden hiçbirinin doğum günleri aynı olmayacaktır. Şimdi bu olasılığı 1’den (ya da eğer yüzde hesabı yapıyorsak % 100’den) çıkardığımızda, 5 kişiden en az ikisinin doğum günlerinin aynı olduğu, tamamlayıcı olasılığı elde ederiz. 5 yerine 23 kullanarak yapacağımız benzeri bir hesap, 1/2 ya da % 50 sonucunu verir. O halde, 23 kişiden en az ikisinin ortak doğum gününe sahip olma olasılığı sözkonusudur.
Birkaç yıl önce bir televizyon şovundaki konuklardan biri bunu açıklamaya çalışmıştı. Sunucu ona inanmadı. Stüdyoda 120 izleyici bulunduğunu söyleyerek, kaç kişinin doğum gününün kendisiyle aynı olduğunu sordu. (onunki 19 Mart’tı.) Stüdyoda onunla aynı doğum gün doğmuş kimse yoktu. Bunun nedeni, herhangi bir ortak doğum gününün bulunmasının % 50 kesinlik kazanması için gerçekten de en az 23 kişi bulunması gerektiği, fakat bu durumun, belli bir doğum günü, örneğin 19 Mart için geçerli olmadığıydı. 19 Mart gibi belli bir günün, gruptan birinin doğum günü olduğundan % 50 emin olmak için, daha büyük bir grup, tam sayı vermek gerekirse 253 kişi gerekir. Bunun ispatı ise şöyledir:
Gruptan birinin 19 Mart’ta doğmamış olma olasılığı 364/365 olduğuna ve doğum günleri birbirinden bağımsız olduğuna göre, iki kişinin doğum günlerinin 19 Mart olmama olasılığı (364/365)x(364/365) ‘tir. Yani N kişinin 19 Mart’ta doğmamış olma olasılığı (364/365)N ‘dir. N=253 olduğunda, bu sonuç yaklaşık 1/2’ye eşit olur. Büylece 253 kişiden en az birinin 19 Mart’ta doğmuş olma tamamlayıcı olsaılığı da 1/2 ya da % 50 ‘dir.
Bundan çıkarılacak sonuç, gerçekleşme olasılığı düşük bir olayın olasılığının, belirli bir olayın gerçekleşme olasılığından çok daha yüksek olduğudur.
Matematik yazarı Martin Gardner, genel olaylarla belirli olaylar arasındaki farkı, üstünde alfabenin yirmialtı harfinin bulunduğu bir çarka benzeterek açıklar. Çark yüz kez döndürülüp, çıkan harfler kaydedilirse, “KEDİ” ya da “SICAK” sözcüklerinin ortaya çıkma olasılığı çok düşükken, herhangi bir sözcüğün ortaya çıkma olasılığı yüksektir.
Sonuçtaki çelişki, düşük olasılığa sahip olayların gerçekleşmeme olasılığının çok düşük olmasıdır. Öngörülen olayı kesin olarak belirlememeniz halinde, bu genel olayın gerçekleşmesi için sayısız yol vardır. Çok ender gerçekleşen öngörüler sadece belirli olanlardır.
Kaynak : "Herkes İçin Matematik" - John Allen Paulos
Ziyaretçilerim hangi ülkelerden (son 24 saat):
,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸ Bu site, en iyi şekilde, en az 1280 X 800 çözünürlük, İnternet Explorer son sürüm ile ve hızlı bir internet bağlantısı ile görüntülenir,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸