Duyurular

Site içeriği
Anasayfa
Estetik ameliyatlarestetik cerrahi
Hangisi, ne zaman?
Ameliyatsız estetikestetik cerrahi
Plastik cerrahiestetik cerrahi
El cerrahisi
Mikrocerrahi

Yeni teknolojiler
Online araçlar
Özel konularestetik cerrahi
Genel konularestetik cerrahi
Diğer başlıklarestetik cerrahi
Sık sorulan sorular
Estetik turizmi
Konuk yazarlarestetik cerrahi
Haberler
Haber arşiviestetik cerrahi
Estetik Tvestetik cerrahi
Kongreler, fuarlar
Linkler
Site haritası
Ziyaretçi mesajları
Doktorestetik cerrahi
Adres, telefon

Kullanım şartları

Kültür-sanat

Önemli linkler
TPRECD
EPCD
ULAKBİM
Sağlık bakanlığı
İTO
TTB
Nöb. eczaneler
FDA
ASPS
ASAPS
AAFPRS
PRS son sayı

G-mail
Google
Yahoo
Hakia
Döviz
estetik cerrahiBu sayfanın son güncellenmesi (Last update of this page) :  estetik cerrahi Tam sayfa (kapamak için Alt+F4)
estetik cerrahiSitede şu an ziyaretçi var. estetik cerrahi Bu site,   estetik cerrahiAdres, telefon
estetik cerrahiFavorilere ekle  estetik cerrahiBu site açılış sayfam olsun  estetik cerrahiKullanım şartları ve yayın politikası  estetik cerrahiKayıt ol estetik cerrahiAnket

KÜLTÜR / SANAT

Bir estetik cerrah olarak sanata ilgisiz kalmam mümkün değildi. Ayrıca, biz cerrahlar sadece ameliyat yapmıyoruz, genellikle her cerrah (özellikle plastik cerrahlar) bir sanat dalı ile ilgilenir ve kültür-sanat olaylarını yakından takip eder (bende karikatürden animasyona, afişten medikal illüstrasyona kadar çizimin bir çok dalı ile uğraştım). Bu sebeplerden ötürü web siteme sadece kültür-sanatla ilgili (daha çok müzik, sinema ve edebiyat hakkında) bir sayfa eklemeye karar verdim.
Aşağıda bazı eleştiri ve öneriler okuyacaksınız, bu eleştirileri ve önerileri kesinlikle seyirci, izleyici, dinleyici gözü ile yazdım. Kesinlikle sanat eleştirmenliğine falan soyunmuş değilim; ne haddime.
Videoları You-tube sağlıyor; bu yüzden You-tube kapatılmışsa videoları seyredemeyebilirsiniz.
Online bilet almak için:


ANADOLU ATEŞİ SUNAR: BİR ANADOLU EFSANESİ, TROYA
Dün akşam (9 nisan 2008) Anadolu ateşi, TROYA gösterisine gittik. Anadolu ateşi, tek tek baktığınızda oldukça dolu, çok uğraşılmış, bir sürü iyi fikir (kıvılcım saçan kılıçlar, ateş gözlü kahinler, uçan savaşçılar, yerden çıkan iskeletler, filmdeki truva atının birebir kopyası bir truva atı, teke bacaklı zıplayan askerler vs..) içeren ama nedense o Anadolu ateşinin çoşkusunu yaşatamayan bir gösteri olmuş.
Dansçıların rol dağılımı, truva atı, truva surları ve daha bir çok şey tasarlanırken direkt Wolfgang Petersen in filmi Truva dan esinlenilmiş. Truva atı, filmdekinin birebir kopyası mesela (boyutu daha küçük tabii). Achilleus rolündeki dansçı sarışın ve uzun saçlı, Brad Pitt i andırıyor, Hector u canlandıran dansçı, aynı filmdeki Eric Bana gibi siyah uzun dalgalı-kıvırcık saçlı. Paris i oynayan dansçı da aynı filmdeki Orlando Bloom gibi uzun siyah saçlı ve saçlarını arkaya doğru sıkıca yapıştırarak arkadan bağlamış. Filmi görmüş olanlar ve efsaneyi biraz bilenlere bunlar bildik geliyor ama yine de gösteride bazı betimlemelerin yetersiz kaldığını düşünüyorum. Mesela başlarda çıkan beyaz paçavralara bürünmüş kadınlar kimdi? Büyük ihtimal o devirde, dönemin kralları üzerinde çok büyük etkileri ve güçleri olduğu düşünülen mykanos lu kahin kadınlardı bunlar; ama seyredenler Truva hikayesi içine oturtamadığı için havada kalan noktalardan biriydi. Daha sonra ortaya çıkan teke ayaklı zıplayan savaşçılar kimdi? Böyle kafanızda bir çok soru oluşuyor, birde sık sık gösteride duraklanıldığı (alkış arası) düşünülürse gösteri bir türlü seyredenleri alıp götürmüyor, kısa kısa dans gösterileri gibi kalıyor. Aslında Mustafa Erdoğan ın elinde çok iyi bir öykü var, dekorlar fena değil, dediğim gibi bir çok iyi fikir var (yukarıda sıraladığım kıvılcım saçan kılıçlar, zıplayan askerler gibi..); ama nedense bunları biraraya getirmekte bir sorun var sanırım. Atmosferde ve seyirciyi öykünün içine almada bir eksiklik var. Bunların daha ilk gösteriler olduğunu, ve Mustafa Erdoğan ın mutlaka sorunun kaynağını bulup bu durumu düzelteceğini, gösteriyi biraz revize edeceğini düşünüyorum. Sanırım İstanbulda sadece 5 gösteri ile başlamaları bunun bir göstergesi. Dünyaya açılmadan burada alınan tepkilere göre bazı değişikliklere gideceklerini düşünüyorum. Dünya turnesi elbette yapılacaktır, turne dönüşü bu gösteriyi bir kez daha izlemek isterim; daha çok beğeneceğime eminim. Umarım buraya yazdıklarımı da okurlar ve yapacakları değişikliklerde bir katkım olur, çünkü eleştirilerimi tamamen sıradan bir seyirci gözüyle yazıyorum.
Gösterinin en muhteşem yanı kostümlerdi şüphesiz. Bu hikaye için ancak bu kadar güzel kostüm hazırlanabilir. Dekorlar daha fonksiyonel kullanılabilirdi diye düşünmeme rağmen truva surları da güzeldi. İlk sahnelerde truva surları arkasına çok güzel bir şehir manzarası görüntüsü yansıtmışlardı, keşke bu barkovizyon olayını daha sık ve farklı ortamları yaratmak için kullansalardı; örneğin savaş sahnelerinde. Bence gereğinden az kullanılan bir unsur da anlatıcının açıklamalarıydı. Bence daha çok açıklama yapılmalıydı, halbuki sadece Anadolulu savaşçı kavimlerin tanıtımında ve bir iki noktada açıklama yaptı. Ses tonu mükemmel idi ama bu açıklayıcı konuşmalar sesler, efektler ile desteklenebilirdi (bkz: Manowar ın Defender parçası ve The warriors prayer parçasındaki gibi. Defender da sesin sahibi Orson Welles dir bu arada). Tamam anlatıcı ile birlikte ses efektleri de vardı; rüzgar sesi mesela, ama çok zayıf kalmıştı..
Müzikler güzeldi, ancak bence yeterince epik değildi. Epik ve otantik müzik dediğinizde bence dünyada bu tarz müziği en iyi yapan kişi Joseph LoDuca dır. Bu ismi daha önce duymamış olabilirsiniz ama müziğini dinlediğinize eminim. Size XENA desem?.. Bir ara bizim Tv kanallarında da çok popüler olan XENA nın müzikleri Joseph LoDuca nındır mesela. Müziklerinde ud, kanun, saz hatta kemençe bile kullanır Joseph LoDuca ama epik tarzdan pek kopmaz. Xena nın bir de Joseph LoDuca müzikleri ile hazırlanmış bir müzikali var (gerçi o müzikal biraz hollywood müzikali olmuş, pek epikliği falan kalmamış). Bende Xena müzik cd si var. İnanın epik müzik derken neyi kasteddiğime güzel bir örnek Joseph LoDuca nın müzikleri. Tamam, truva nın müzikleri de güzeldi ama müzikleri bence günümüz müziklerinden iyice koparmak gerekiyordu. Lidyalılar çıktığında ege havaları, Trakyalılar çıktığında trakya havaları, Kafkaslılar çıktığında kafkas müzikleri çaldığınız anda epik öyküden kopuyorsunuz ve günümüze geliyorsunuz. Müzikler baştan sona epik ve otantik olmalıydı, ege havaları, kemençe ile laz havaları, halk dansları falan olmamalıydı. Bunlar öykünün atmosferini zedeledi hep.
Aşağıya Xena dan bir parça koyuyorum (Xena soundtrack ında en sevdiğim parçalardandır). Mesela, Truva da buna benzer müzikler vardı, ve çok da güzel olmuş, hikayeye tam oturmuş. Ama arada ege havaları, laz havaları, halk dansları girdimi atmosfer darmadağın oluyor. Gösteri boyunca epik müzikten kopulmamalıydı.

Bir de bence mutlaka değiştirilmesi gereken bir şey var; kuzeni öldürülen Achilleus, savaş alanına uykudan uyanıp robdöşambr ile geleceğine keşke beline bir kumaş parçası sarılı, üstü çıplak halde gelseydi. O devirde nerede böyle sabahlıklar? Daha üzengi icat olmamış.. Bana çok komik geldi açıkcası..
Dansöz kızların dans ettikleri bölüm tartışmasız en beğenilen kısım oldu. Figürler son derece estetik idi. Aşağıdaki tanıtım videosunda bu bölümden sahneler görebilirsiniz.
Savaş bölümlerinde, sahnede kıyametin kopmasını beklerdim, yerlerde ölüler, mızraklar vs vs, savaş olduğunu gösteren bir çok şey olmalıydı. Hatta sırf bu sahne için, gösterinin genelinde yeralmayan bazı figüran oyuncular olmalıydı. Olmadığı için savaş sahneleri cılız kalmıştı.
Anadolu ateşi: Truva ya ileride gideceklere önerim; bu gösteriye mutlaka gidin, cidden çok güzel fikirler var; ama beklentilerinizi de çok yüksek tutmayın..

Bir anadolu efsanesi, TROYA:

JOE SATRIANI YENI ALBÜMÜNDE AŞIK VEYSELE YER VERDİ!
Türk rock dinleyicisi şokta! Joe Satriani yeni albümünde bir parçanın adını Aşık Veysel koydu. Satriani nin yeni albümü Professor Satchafunkilus and the musterion of rock da 9. şarkı Aşık veysel yorumu imiş. Parça 7.5 dakikalık sololar dizisi şeklinde. Parçanın başlangıcı Aşık veyselden imiş, sonrası sürekli sololarla devam ediyor. Dikkatimi çeken bir nokta ise parçanın başlangıcının, inanılmaz derecede İron maiden in Pascendale adlı parçasına benzemesi. Sadece tesadüf diyorum, çünkü Satriani gibi özgün, tek başına bir ekol yaratmış bir gitaristten böyle kısa bir bölümü başka bir gruptan araklamasını beklemiyorum. Yine de iki şarkının da klibini aşağıya koyuyorum; benzerliğe bir de siz şahit olun. Bir 10-15 saniye satrianinin parçasını dinleyin, durdurun, sonra bir 10-15 saniye de Iron Maiden in parçasını dinleyin.. Yorum sizin..


Albümdeki parça: Aşık veysel

Iron maiden - Pascendale (Dance of death albümünden)

PENTAGRAM (yurtdışındaki adıyla MEZARKABUL) - 1987
Pentagram ın beklenen 20. yıl kutlama DVD si çıktı sonunda. Öncelikle söyleyeyim, oldukça orta halli bir yapım ve 15 YTL ye satılıyor. DVD yi ilk seyrettiğimde kendi kendime şunu sordum: popüler bir grubun 20. yıl kutlaması böyle mi olur? Bu derece vasat? Konser fena değil, çekimler fena değil, ama bu bir 20. yıl kutlama DVD si.. Neden tek bir konser dışında hiç bir şey yok?. Ne bir yurtdışı konserinden görüntü, ne klipler, ne doğru dürüst bir sahne arkası, ne grubun tarihçesini anlatan herhangi bir doküman.
Ben artık İstanbulda, rock-metal dinleyen camianın dinozor dedikleri kuşaktan sayılırım. Yıl 1988, Pentagram-Metafor-Metalium un moda sinemasındaki efsane haline gelmiş konserinde en önlerde bende vardım. Hatta şunu anlatayım, binlerce (bugün sayının 4000 olduğu söyleniyor ama bu imkansız; bir sinemaya kaç kişi sığabilir ki?) seyirci sinema kapısını yüklenerek indirdiğinde sahneye kadar ezilmemek için koşmuştum. Sinemanın kapısı olduğu gibi yere inmişti ve bende arkadan gelen yüzlerce kişi tarafından ezilmemek için kapının üzerinden atlayıp sahneye kadar koştum. O konserde kimseden bilet sorulamadı. Konserle ilgili enteresan bir anımda şudur; çıkarken ayağımın altında tangır tungur eden sert bir şeylere bastığımı hatırlıyorum. Yere baktığımda bunun silindir şeklindeki metal çöp kutusu-küllüklerinden biri olduğunu gördüm. Ezilerek dümdüz olmuştu o silindir şeklindeki çöp kutusu. O konser, sinema konserlerinin sonuncularındandı ve daha sonra efsane gibi anlatılır oldu. Sinema kullanılamaz hale geldiğinden bir daha sinemalarda konserlere izin vermediler. Ama o konseri hala hatırlarım, muhteşem bir gündü. 20 yıldır pentagram ı takip ediyoruz. Çok başarılı albümler çıkardılar ama eskiden beri neden bu kadar tembel olduklarını düşünürüm. Bunca sene içinde çok daha fazla yol alabilirlerdi. Muhteşem bir ivme ve heyecan ile başladılar, sonra o heyecanları -bence- azaldı, azaldı... Bugünlere gelindi. Malesef bu DVD ye ben 20 yıl kutlama DVD si diyemiyorum.
Bu gibi kutlama DVD leri için en güzel örnekler Therion un 6 disklik seti ve Sodom un lords of depravity DVD sidir. Therion, DVD lere bir çok farklı ülkede verdiği konserlerden görüntüler koymuşlardı; hatta DVD de bir de sitem etmişler, Türkiyedeki konserimiz bir Tv kanalı tarafından çekildi ama bize görüntüleri iletmediler, o yüzden Türkiye konserinden görüntü yok diye.. Grubun tarihçesi, sahne arkası görüntüleri, hayranlarla röportajlar, klipler ve daha bir ton şey var.. Sodom un DVD sinde 4 saatten fazla süren bir dokümanter var. Grup üyeleri üşenmemişler saatlerce röportaj verip grubu nasıl kurduklarını falan anlatmışlar. Pentagram DVD sinde ne var: KONSER DIŞINDA SADECE 4 DAKİKALIK BİR SAHNE ARKASI! BAŞKA HİÇ BİR ŞEY YOK! Bu mudur Pentagram ın 20. yıl kutlaması? DVD içindeki kitapçık çok iyi, resimler güzel, kitapçık kalın; ama kitapçıkta da sadece resimler var, insan grubun tarihçesini yazar, elemanları tanıtır. Sadece grubun eski elemanlarının listesi var. Üşenmeyip bir iki sayfada grubun tarihçesinden, bilmediğimiz yönlerinden bahsetselerdi keşke. Konser görüntülerinde de görüntü kalitesi resmen orta düzeyde. Siyahlar, siyah değil, gri. Görüntülerde renkler atık. Ses deseniz sadece stereo seçeneğiniz var. Nerede 5.1? DVD nin kapağından belli, grafikerleri Photoshop da pas efekti yapabiliyor. Ne yetenek! Kapak daha profesyonelce olmalıydı; çok kolaya kaçılmış. Ayrıca DVD nin menüsü de problemli. DVD menüsünde şarkı seçiminde, bir şarkıdan diğerine geçtiğinizde DVD yeni bir dosyayı okuduğundan duraklayarak şarkıdan şarkıya geçiyor. Şarkı seçimi çok kullanışsız. Daha ne diyeyim. Pentagram ın artık eski heyecanı kalmadığı belli. Bu DVD bana çook isteksizce, lütfen yapılmış gibi geldi. Yirmi senedir Pentagram ı takip ediyoruz, konserlerini, albümlerini heyecanla bekliyoruz ama bu olmamış.. Bu sadece olsa olsa orta kalitede bir konser DVD si olabilir, 20. yıl kutlaması böyle olmaz. Moda konserindeki o ateş, heyecan ve kıvılcım sönmüş!!
DVD nin ekstralar kısmında sadece 4 dakikalık konser sahne arkası var. Şaka gibi.. Başka bir şey yok.. Sodom DVD sinde bu bölüm 4 saatten fazla süren bir grup dokümanteri ile doldurulmuş!! Pentagram ın ilk logosunu hatırlayan var mı? Hakan Utangaç ın el ile çizdiği müthiş logo değişerek bugünkü halini aldı 20 yılda. Bari DVD nin bir yerlerinde o eski logoya rastlasaydık. Ne diyeyim ben sana Pentagram!! DVD nin tek iyi yanı 15 YTL ye satılması. Keşke dolu dolu olsaydı da 100 YTL olsaydı!!
Gruba kızgınlığım geçmedi, bir soru daha sorucam: DVD nin adı neden Pentagram 1987??? Bir kere, bu konser 1987 yılına ait değil. DVD, grubun tarihçesi ile de alakalı değil, sadece bir konser var içinde, doğru dürüst bir dökümanter yok. Doğru dürüst bir dökümanter içeren, grubun tarihçesini 1987-2007 arası yaşadıklarınızı (konserler, sahne arkaları, klipler, röportajlar) koysaydınız da DVD nin adını Pentagram 1987-2007 koysaydınız... Pentagram 1987 çok anlamsız ve DVD deki konserle alakasız olmuş. Bana lütfen, bu konser 20. yıl konseri o yüzden demeyin. O zaman Pentagram 2007 demek daha mantıklı idi; 20. yıl konseri anlamında..
Yukarıda yazdığım eleştirilerimin tümünü e-mail ile Pentagram ın menajer i sayın Yeşim Doran a ilettim. Yeşim hanım, mailimi Hakan Utangaç a (bilmeyenler için söyleyeyim; Hakan, pentagram ın -Cenk Ünnü ile birlikte- kurucusudur ve DVD ile ilgili tüm kararları o almış) ilettiğini yazmış. Kendisine ilgisi için buradan da teşekkür ediyorum..
Mezarkabul(Pentagram)-Tigris+Bir(2007 Bostanci Live):

Pentagram - Mehter marşı: Bir fanın yaptığı şu klipte, DVD dekinden daha fazla dökümanter resim var!

AYHAN SİCİMOĞLU - Friends and family
Enteresan bir albümle karşı karşıyayız sevgili ziyaretçilerim.. Albümdeki şarkılar latin tarzı şeyler ama bizden! Enteresan değil mi? Bir şarkı merengi, biri salsa, hatta arada sulukule havaları bile var. Dario Moreno'nun acaip eğlenceli şarkısı İstanbul pas Constantinople de yorumlanmış ve yine çook eğlenceli. Ayhan sicimoğlu zaten başlı başına ilginç bir tip. Ben adını ilk kez bu albümle duydum ama yaptığı müziğin hastası oldum. Bir gün bir baktım tv de program sunuyor. Meğer MFÖ, ünlü şarkısı Sen neymişsin be abi yi Ayhan sicimoğlu için yazmış! (Hatta, bundan 30 sene önce Ayhan Sicimoğlu nun küpe taktığını görünce de bir diğer ünlü MFÖ parçası olan Deli deli küpeli yi yazmışlar) Ayhan Sicimoğlu için neden sen neymişsin be abi dendiğine dönersek; internette yaptığım araştırmada Ayhan sicimoğlu nun profesyonel aşçı, müzisyen, dalgıç, fotoğraf sanatçısı, tv ve radyo programcısı olduğunu öğrendim. Ayrıca bu aralar pazar günleri saat 13:00 gibi Skytürk kanalında bir tv programı da var. Küba, karayipler gibi egzotik memleketlere gidip geziyor, bizi de tv aracılığı ile gezilerine konuk ediyor. Anlayacağınız hayattan zevk almayı bilen, isviçre ordu çakısı gibi binbir yetenekli, latin dansları ve müzikleri gibi müthiş zevkli konularda bilir bir kişi kendisi. Bu albüm, ilk albümü imiş. Albümün adı Friends and family; yani dostlar ve aile sakinleri.. Albümde kimler var kimler; Aydın Esen, Fahir Atakoğlu, Balık Ayhan, Özkan Uğur, Uğur Yücel, Mirkelam, Eylem Pelit, Sicimoğlu'nun soprano kızı Ayşe Sicimoğlu (hatta rahmetli Erol Taş!) vs.. vs..
Ayhan Sicimoğlu, Özkan Uğur u, cennet mahallesinin setinden almış getirmiş ve stüdyoya sokmuş. Fahir Atakoğlu da o sırada Özkan Uğur u arıyormuş, stüdyoda bunlarla karşılaşınca Aaa, meraba Fahir, gel bize bir şeyler çal, albüm kaydındayız demişler ve böylece Fahir Atakoğlu da albüme katkıda bulunmuş. Bu arada sanırım Özkan Uğur, Ahi na ma kaynana adlı parçada sözleri tam o sırada okurken uydurmuş, bende öyle bir intiba uyandı; ve tabii müthiş olmuş.
Ayhan sicimoğlu nun albümün tarzı ile ilgili enteresan (hatta biraz tuhaf ve mide kaldırıcı, bir yandan da mizahi) bir açıklaması var. Dediğine göre kendisinin belli bir formatı yokmuş. Hayatta bir çok şeyi tadmış, e tabii bunlar midede karışınca noolmuş, kusmuş çıkarmış bütün o karışık şeyleri. Böylece içinde bir tutam Türk müziği, merengi, salsa ve bilimum latin tarzlarını barındıran bu albüm ortaya çıkmış. Bir de ekliyor Ayhan Sicimoğlu: Midem hala bulanıyor diye!
Ayhan Sicimoğlu, ileride Tibete gidip, bir süre orada yaşamayı düşünüyormuş. Gitmeden bize bir kaç albüm daha yapsa ne güzel olur.. Kendisine bu albümü için teşekkürler. Herkese sabahları bir doz öneriyorum bu albümü; doktor tavsiyesi.. Özellikle Güle güle ve İstanbul pas Constantinople parçalarını..
Söylemeyi unuttum, Ergün Gündüz de bu yapıta çizgileri ile katılmış. Albümün kitapçığında Gündüz ün çizimleri var..

KONSER VE GÖSTERİ TAKVİMİ
Bu sene ülkemizde o kadar çok önemli konser olacak ki, bence ya tarihlerini ajandanıza not edin, ya da buradan takip edin. Biz şimdiden Judas Priest, Kylie Minogue, Anadolu ateşi-Truva biletlerimizi aldık..
Bazı konserlerin yerleri henüz belli değil:
MART:
Baba zula 27 Mart - Babylon
Pentagram 30 Mart - Bostancı gösteri merkezi
NİSAN:
Apocalyptica 5 Nisan 2008 - Yeni melek
Geçmişten günümüze Tango (Amelita Baltar) 5 Nisan 2008 - CRR konser salonu
Alan parsons project 5 Nisan 2008 - Bostancı gösteri merkezi
Anadolu ateşi Troya 8-18 Nisan 2008 - İstanbul gösteri merkezi (yeşilköy)
Anathema 25 Nisan 2008 - Yeni melek
Haggard (18 kişilik kadro ile geliyorlar!) 26 Nisan 2008 - Yeni melek
MAYIS:
Kylie Minogue 20 Mayıs 2008 - Kuruçeşme Arena
HAZİRAN:
Jetro tull 6 Haziran 2008
Mark Knopfler 13 Haziran 2008 - Kuruçeşme arena
Opeth 20 Haziran 2008 - Uni rock festivali 1. gün Wattabe festival alanı (büyükçekmece)
Testament 21 Haziran 2008 - Uni rock festivali 2. gün Wattabe festival alanı (büyükçekmece)
Linkin Park 24 Haziran 2008
TEMMUZ:
Def leppard - Whitesnake 4-5-6 Temmuz 2008 Masstival
Judas Priest 13 Temmuz 2008 - Kuruçeşme arena
Bon Jovi 20 Temmuz 2008 - İnönü stadyumu
Metallica 27 Temmuz 2008 - İnönü stadyumu
Lenny kravitz 30 Temmuz 2008 - Kuruçeşme arena
AĞUSTOS:
Björk 3 Ağustos 2008 - Kuruçeşme arena
Metallica nın önceki İstanbul konserlerinden bir parçayı seyretmek için tıklayınız..

AC DC - PLUG ME IN ve FAMILY JEWELS
Açık söylemeliyim, daha önce AC-DC nin eski konser kayıtlarından tek tük TRT de izlemişliğim vardı ve bu grubun o en güzel zamanlarını pek anlamamışım. Şu aralar müzik marketlerde bulabileceğiniz bu iki duble DVD, AC-DC yi tanımak için -hele daha önce dinlememiş olanlar için- mükemmel bir fırsat. PLUG ME IN ve FAMILY JEWELS, ikişer dvd den oluşan 2 ayrı set. Plug me in DVD si çok enteresan bir çalışma. Grubun daha önce gerçekleştirilmiş bir çok konser ve Tv çekimi, yıllar sonra bazı araştırmacılarca dünyanın bir çok yerinden (amatör çekim yapanların arşivlerinden, tv arşivlerinden falan) bulunup çıkarılmış. Örneğin amatör kamera ile siyah beyaz çekilmiş okul konseri çekimleri (1976 yılından kalma), VH1 tv çekimi öncesi yapılan provanın çekimi (ki prova bile gerçekten çok güzel olmuş), grupla daha önce yapılmış röportajlar yer alıyor. Family Jewels DVD si ise, daha çok grubun video klipleri ve konser çekimlerinden oluşuyor. İki DVD seti de çift DVD, bu setlerin ilk DVD leri grubun ilk vokalisti olan Bon scott lu yıllara, 2. DVD leri ise grubun Bon scott öldükten sonraki vokalisti Brian Johnson lı yıllara ayrılmış. İki sette de fotoğraf albümü bulunuyor. Size önerim.. yok, ne önerisi, ricam... yok yok.. rica da değil. Size emrediyorum hemen bu DVD leri alın ve izleyin. Rock n roll neymiş görün.
Bu DVD lerde bazı çekimler var ki inanılmaz. Sanırım bazıları AC-DC için bile çok çok iyi performanslar (grubun konser performansı zaten süper, demek istediğim iyinin de iyisi!). Örneğin Plug me in deki ilk DVD den Let there be rock ı seyretmeniz gerek. Bu konserde Angus young ın performansı inanılmaz! Ben seyrederken yoruldum, adam çalmaktan, zıplamaktan, solo atmaktan yorulmadı, üstelik konser içinden tek bir şarkıda! Bu konserin tümünü izlemek isterdim. Bu çekimi You-tube de buldum ve aşağıya ekliyorum; DVD dekinin birebir aynı. Bir de family jewels DVD sinden Riff Raff mükemmel bir şarkı, onun klibi de aşağıda.. Bu arada Bon scott, ne sempatik, ne sevimli bir adammış! Sahnede bir sürü komiklik yapıyor; ama anlatmakla olmaz, görmeniz lazım. Cidden kendi tarzı olan çok iyi bir vokalist imiş. Bir de nedense daha çok ilk DVD lere takılıp kaldığımı (Bon scott lu yıllar) söylemeliyim. Sanki grubun o yıllardaki atmosferi, şarkıları daha samimi, daha sıcakmış. Son yıllarda daha mekanikleşmişler, şarkılar daha çok tekdüze ritimlere bağlı kalmış. Aslında tam ifade edemiyorum ama mekanik kelimesi biraz vermek istediğim anlamı taşıyor..
AC-DC (Plug me in DVD si, 1. DVD, Let there be rock parçası. 1978 nisan Apollo theater - Glasgow):
İNANILMAZ BİR PERFORMANS.. MUTLAKA BUNU SEYREDİN! (SONUNA KADAR SEYREDİN AMA!)


AC-DC , Riff raff (1978):

DAVID GILMOUR - Remember that night (live at the royal albert hall)
Açıkcası pek Pink Floyd dinlemem (Dark side of the moon albümü dışında..), David Gilmour u da pek takip etmem, ama kabul etmek gerekir ki mükemmel bir konser DVD sini de es geçemem. Bu konser, keşke ben de orada olsaymışım diyeceğiniz bir konser olmuş. Herşey mükemmel, eski Pink Floyd şarkıları ile başlıyor, Gilmour şarkıları ile devam ediyor ve yine eski Pink Floyd şarkıları ile bitiyor. İkinci diskte belgesel görüntüler, sahne arkası, ekstra parçalar, foto galeri falan var. Aşağıya konserden bir şarkıyı koyuyorum, seyredin ve sonra gelinde bu DVD yi almayın..
David gilmour - High hopes:

HEAVEN AND HELL
Hepsi black sabbat elemanı, ama sanırım aynı anda (bu ekip, black sabbat adı ile) hiç çalmadılar. Röportajlarında Tommy Iommi nin de dediği gibi uzun yıllardır yeni şarkı yazmamışlardı ve artık Dio ile birlikte yeni bir şeyler yazmaya karar verdiler. Dolayısı ile grubun adı da yeni olmalıydı. Heaven and hell, için 2. bir black sabbat diyebiliriz. Müzik sağlam, elemanlar sağlam. Bu DVD yi koleksiyonunuza katmalısınız. Yalnız aldığım en pahalı setlerden olduğunu söylemeliyim.
Bir de yeni öğrendiğim bir şeyi burada yazayım, bana mesleğim dolayısıyla çok enteresan geldi. Efendim, grubun gitaristi biliyorsunuz Tommi Iommi. Tommi Iommi profesyonel müzik kariyerine başlamadan önce fabrika işçisi imiş ve bir kaza sonucu sağ elinin iki parmağının uç kısımlarını kaybetmiş. Bu parmaklarının uçlarına birer plastik protez takarak gitar çalıyor imiş. Adam o protezlerle, eksik parmaklarıyla gitarın klavyesinde harikalar yaratıyor. Videolarda Iommi nin parmak uçlarındaki protezleri görebiliyorsunuz.
DVD setin kapağı inanılmaz karizma olduğundan küçültmeye kıyamadım, aşağıya koyuyorum..

HEAVEN AND HELL DVD tanıtımı:

HEAVEN AND HELL - The mod rules:

SODOM - LORDS OF DEPRAVITY PART 1
Alman Thrash metal devi SODOM nihayet bir DVD çıkardı. Tam fanlara göre bir set. İlk DVD sadece grupla ilgili belgesele ayrılmış ve tam 3 saat 15 dakika sürüyor. Grup elemanları üşenmemiş oturup saatlarce grubun kuruluşunu, eleman değişikliklerini, kayıt maceralarını anlatmışlar. Grup elemanları ile yapılmış röportajlar, grubun kuruluşu, çocukken yaşadıkları madenci kasabasındaki ortam, diğer gruplardan ünlü elemanların da katılımıyla dokümentar film süper olmuş. Enteresan olan, dokümentar DVD nin konser DVD sinin nerede ise 3 katı uzun olması. Aslında bu set bir SODOM belgeseli, ama yanına konser (çeşitli konserlerden derlenmiş 22 parça) ve klipler (3 adet) de eklenmiş. Therion un 6 disklik setinden beri böyle doyurucu bir dokümentarı olan bir set görmemiştim. DVD setinin adındaki Part 1 eklentisinden anlayacağınız gibi bu set sadece 1. kısım ve grubun 1982-1995 yılları arası dönemine odaklı (ama konser görüntüleri çok daha yeni). Bir an önce 2. bölümün çıkmasını diliyorum.

SODOM - Agent orange:

SODOM - Fuck the police!:

BLADE RUNNER
Bu film hakkında ne diyeyim? Ridley scott ın Blade runner filmi sonunda koleksiyonerler için oldukça doyurucu bir set halinde çıktı. Ben 5 DVD li setini aldım. Bu sette,
estetik cerrahi 2007 Filmin son kurgusu
estetik cerrahi 1982 sinema kurgusu
estetik cerrahi 1982 uluslararası kurgu
estetik cerrahi 1992 yönetmenin kurgusu
estetik cerrahi Filmin ham kurgusu
estetik cerrahi 2 DVD dolusu belgesel
estetik cerrahi Ridley scott ın izleyenlere mektubu (saydam plastik tabakaya basılmış)
estetik cerrahi DVD lerin içeriği kitapçığı
estetik cerrahi Resim albümü bulunuyor.
Final cut tanıtımı:

Filmin başlangıcı (klasik versiyon):

Filmin başlangıcı (final cut versiyonu):

Ridley scott, Deckard ın bir replikant olduğunu açıklıyor:

PLANET EARTH ve THE BLUE PLANET
Bir sevdiğinize hediye alacaksanız bu DVD leri hediye edin! Hani derler ya ona dünyaları vermek isterdim diye, işte bu DVD lerde gerçekten dünyalar var! BBC nin bu muhteşem belgeseli, yıllar süren çaba sonucu, bir çok farklı çekim ve bilim adamı ekibinin dünyanın dört bir yanına gönderilmesiyle gerçekleştirilmiş. Belgeseldeki görüntüler inanılmaz. Bir de kamera arkasını gösteren belgeselin belgeseli diyebileceğimiz bölümler var ki seyrederken gözlerinize inanamayacaksınız. Örneğin kutuplarda penguenlerin yumurtlama döneminde yumurtalarını soğuktan korumak için çember şeklinde dizilişlerini çekmek için ekip günlerce, haftalarca beklemişler; ama sonunda çektikleri manzarayı görmeniz gerek, muhteşem bir doğa harikası! Dünyanın en derin mağaralarının içine uçurum atlayışı yapanları görünce dudağınız uçuklayacak. Okyanusların en derin yerlerinde okyanus tabanında bile (yüzlerce atmosfer başınç altında) yaşayan balıkları göreceksiniz. The blue planet, sadece deniz, göl ve nehirleri konu alıyor. Planet earth ise, tüm dünyadan doğa belgeselleri ile dolu (çöller, ormanlar, denizler, kutuplar, mağaralar vs..). Planet earth ün en çok konuşulan bölümlerinden biri olan bir ormanın ortaya çıkışını görünce inanamayacaksınız; bir ağaç yıkılıyor, düştüğü yerde çürüyor, üzerinde mantarlar ve otlar gelişiyor, sonunda buradan yeni ağaç filizleri gelişiyor, ağaçlar uzuyor, uzuyor, gökyüzüne doğru büyüyüp güneş ışığını engelliyor. Bu gibi bir çok çekim için ekipler kameralarını yerleştirip haftalarca aynı yeri çekmişler. Bu görüntüler işlenmiş ve hızlı çekimle oynatılmış. Bir iki dakika içinde bir ağacın yokoluşu ve yeni ağaçların büyümesini, doğanın döngüsünü görebiliyorsunuz. Belgesel seyretmem demeyin, bu DVD ler her eve lazım; paha biçilmez bir set..
Planet earth ün tanıtımı:

The blue planet in tanıtımı:

KAYIP ÇOCUKLAR ŞEHRİ
İddia ediyorum, bu film yeryüzünde şu ana kadar yapılmış en güzel ve orjinal filmlerden biridir (benim gözümde ilk 5 e girer). Her karesinde bir ayrıntı, bir zeka pırıltısı saklı. Tekrar tekrar seyretmek istiyor insan. Muhteşem bir senaryo, görüntü yönetmenliği, oyunculuk ve yönetmenlik gösterisi; ama Hollywood tarzı değil, tamamen Avrupa tarzı! Bence hiç bir film bu kadar fazla done, bu kadar fazla orjinal fikri bu kadar yoğun içermiyor. Ben bu filmi anlatmak istemiyorum, mutlaka almalısınız. Geçtiğimiz aylarda yönetmenlerin (Jean-Pierre Jeunet ve Marc Caro) iki filmlerinin de DVD leri ülkemizde yayınlandı (Delicatessen: Şarküteri ve City of lost children: kayıp çocuklar şehri). İkiside mutlaka alınmalı.
Bu arada DVD lerdeki belgesellerde enteresan bir şey var. Nedense Marc Caro hiç bir yerde görünmüyor, hatta kamera arkası görüntülerde ve röportajlarda özellikle Marc Caro nun görünmediği bölümler gösterilmiş (belgesellerin başında Marc Caro nun kendi isteği ile görünmek istemediği yazıyor); hatta ve hatta (çok şaşırtıcı ama) Marc Caro ile yapılan röportajlarda adamın görüntüsü karartılarak siyah bir siluete dönüştürülmüş. Sebebini anlayamadım ama Marc Caro hastalıklı bir şekilde görünmek istememiş. Hatta ben internette aradım ve Marc Caronun bir resmini zar zor buldum (www.imdb.com da bile yok!). Adam öyle öcüye falan benzemiyor ama görünmekte istemiyor işte.
Bir de not, Marc Caro nun yeni filmi Dante 01 i dört gözle bekliyoruz. Zira yönetmen 1995 yılında kayıp çocuklar şehrini Jeunet ile birlikte çektikten sonra sadece 1998 de bir tv filmi çekmiş ve ortalardan kaybolmuş. Dante 01 (bir bilim kurgu gerilim filmi), yurtdışında olumlu eleştiriler aldı.
Filmin tanıtımı:

FANTASTİK SİNEMA a.k.a. METİN DEMİRHAN
Geçen aylarda hayatını kaybeden nev-i şahsına münhasır fantastik sinema gurusu Metin Demirhan anısına düzenlenen bir fantastik güzelleme. Metinin adına yapılan belgesel ve Türk usulü teen-slasher gösterimleri, kendi özel arşivinden hiçbir yerde görülemeyecek Demirhan ile özdeşleşmiş kült B filmlerinden sahneler..
Bu sene İf İstanbul film festivali dahilinde, geçen aylarda kaybettiğimiz Metin Demirhan adına özel bir gösterim düzenlendi.. 19 şubat 2008 salı günü saat 15.00 de beyoğlu The hall, 2. salonda Metin için buluştuk. Kaç kişi için, henüz hayatta iken belgesel çekiliyor şu hayatta? Kaç kişi, hayatta iken kamerayı belgeselcilerin elinden alıp arkadaşlarına uzatarak benim için neler diyebilirsin, mastürbasyon yapıyormusun (bunu utandırmak için olur olmaz her yerde herkese sorardı) diye sorabiliyor? Metin için zamanında bir belgesel çekilmişti. Bu belgeseli seyrettik, Metin bitiremediği filmi, BALTAM GELECEK KELLEN GİDECEK i seyrettik (olduğu kadar), Metinin arşivinden seçme filmlerden bölümler izledik. Gerçi belgeselde ve diğer görüntülerde hiç çizerliğinden bahsedilmemiş. Bence belgeselin en büyük eksiği bu idi. Bu toplantıyı düzenleyenlere buradan teşekkür ediyorum..
Şunu da belirtmeden geçemiyeceğim, belgeseldeki, Metin ile Orkun Uçar ın (Metal fırtına nın yazarı) atışmasında koptuk. Zaten bu ikisi arasında çok hoş, bol küfürlü ve gel-gitli bir arkadaşlık vardı. O muhabbetin de böyle spontane görüntülenmesi çok hoş olmuş. Bana muppet şovdaki, devamlı birbirleri ile atışan ihtiyarları hatırlattı..
Toprağı bol olsun, nur içinde yatsın..

WHAT S THIS? WHAT S THIS? THIS IS TİM BURTON IN ÜNLÜ YAPIMI NİGHTMARE BEFORE CHRİSTMAS IN GENİŞLETİLMİŞ SOUNDTRACK ALBÜMÜ.. MÜZİKAL VE UCUBİK ŞEYLERİ SEVENLERE TAVSİYEM OLUR..
Eskiden beri merak ederim, bu Tim Burton ın çocukluğunda neler yaşadığını. Adam, çok acaip bir çocukluk geçirmiş olmasa böyle filmler yapamazdı sanıyorum. Eğlenceli kabuslarıyla bizi eğlendirmeyi amaç edinmiş sağolsun. Danny Elfman da müzikleriyle Tim e yardımcı oluyor, filmlerindeki atmosferi fazlasıyla destekliyor. Geçenlerde elime 1993 yapımı Nightmare before christmas animasyonunun soundtrack albümü geçti (iki diskli 2006-special edition). Müzikler bana bir şeyleri hatırlatıyor derken birden farkettim neyi anımsattığını: The Wall! Evet, bazı müzikleri fazlasıyla The wall filminin müziklerine benziyor ama yine de çok güzel kardeşim. Ayrıca, filmdeki Jack skellington u da meğer bizzat Danny Elfman seslendirmiş. Bence çook çook iyi bir vokalist. Jack in (yani Danny elfman ın) söylediği şarkılarda vokale hasta oldum. Süper. Albümün birde sürprizi var: bazı popüler şarkıcılar bazı şarkıları yeniden seslendirmiş. Bence en etkileyici olan (tabii ki) Marilyn Manson ın yorumladığı This is halloween. Marilyn in titrek ve tekinsiz vokali bu şarkıya cuk oturmuş (konser yorumu aşağıda). Tüyler ürpertici! Bu arada filmin 3-D versiyonu geçen sene çıktı ama henüz seyretme fırsatım olmadı; mükemmel olduğuna eminim.


This is halloween - Şarkı sözleri:
[SHADOW]
Boys and girls of every age
Wouldn't you like to see something strange?

[SIAMESE SHADOW]
Come with us and you will see
This, our town of Halloween

[PUMPKIN PATCH CHORUS]
This is Halloween, this is Halloween
Pumpkins scream in the dead of night

[GHOSTS]
This is Halloween, everybody make a scene
Trick or treat till the neighbors gonna die of fright
It's our town, everybody screm
In this town of Halloween

[CREATURE UNDER THE BED]
I am the one hiding under your bed
Teeth ground sharp and eyes glowing red

[MAN UNDER THE STAIRS]
I am the one hiding under yours stairs
Fingers like snakes and spiders in my hair

[CORPSE CHORUS]
This is Halloween, this is Halloween

[VAMPIRES]
Halloween! Halloween! Halloween! Halloween!
In this town we call home
Everyone hail to the pumpkin song

[MAYOR]
In this town, don't we love it now?
Everybody's waiting for the next surprise

[CORPSE CHORUS]
Round that corner, man hiding in the trash cam
Something's waiting no to pounce, and how you'll...

[HARLEQUIN DEMON, WEREWOLF & MELTING MAN]
Scream! This is Halloween
Red 'n' black, slimy green

[WEREWOLF]
Aren't you scared?

[WITCHES]
Well, that's just fine
Say it once, say it twice
Take a chance and roll the dice
Ride with the moon in the dead of night

[HANGING TREE]
Everybody scream, everbody scream

[HANGED MEN]
In our town of Halloween!

[CLOWN]
I am the clown with the tear-away face
Here in a flash and gone without a trace

[SECOND GHOUL]
I am the "who" when you call, "Who's there?"
I am the wind blowing through your hair

[OOGIE BOOGIE SHADOW]
I am the shadow on the moon at night
Filling your dreams to the brim with fright

[CORPSE CHORUS]
This is Halloween, this is Halloween
Halloween! Halloween! Halloween! Halloween!
Halloween! Halloween!

[CHILD CORPSE TRIO]
Tender lumplings everywhere
Life's no fun without a good scare

[PARENT CORPSES]
That's our job, but we're not mean
In our town of Halloween

[CORPSE CHORUS]
In this town

[MAYOR]
Don't we love it now?

[CORPSE CHORUS]
Skeleton Jack might catch you in the back
And scream like a banshee
Make you jump out of your skin
This is Halloween, everyone scream
Wont' ya please make way for a very special guy

Our man jack is King of the Pumpkin patch
Everyone hail to the Pumpkin King

[EVERYONE]
This is Halloween, this is Halloween
Halloween! Halloween! Halloween! Halloween!

[CORPSE CHILD TRIO]
In this town we call home
Everyone hail to the pumpkin song

[EVERYONE]
La la-la la, Halloween! Halloween! [Repeat]

Up | Down | Top | Bottom

ŞİDDETLE TAVSİYE EDERİM: TARJA TURUNEN!
Tarja turunen i tanımayanlar için sadece şunu söyleyeyim: Nightwish in eski ve efsanevi soprano vokali! Adından da şüphelenebileceğiniz gibi kendisi Finlandiyalı. Yeni albümü My winter snow bu sene çıktı ve eminim ülkemizde -Nightwish i bilenler olsa da- Tarja turunen in solo projesinden haberi olan kişi çok azdır. Tarja turunen, Nightwish den ayrıldı ve solo albümünde rock-gotik metal dışında daha soft, senfonik bir müzik yapıyor. Özellikle bu son albümünü müzikte sentezi seven müzikseverlere şiddetle öneririm. Son yıllarda özellikle avrupada mükemmel senfonik-gotik gruplar ortaya çıktı. Bu akımın ülkemizde bir uzantısını malesef göremiyoruz. Halbuki çok güçlü seslerimiz var. Örneğin Şebnem ferah.. Ama malesef Şebnem ferah, melodik müzik yapmak yerine çığlık atmayı ve bağırmayı tercih ediyor. Sonunda çok çok kötü bir Evanescence kopyası oldu kaldı malesef.. Şu son çıkardığı DVD ye bakıyorum.. İnanılmaz bir emek var ama malesef içi boş. Tam bir Evanescence özentisi olmuş kalmış. Kötü değil, çoook kötü. İşin enteresanı, bu tarz gotik grupların en iyisi Evanescence de değil. Şebnem ferah, bunlardan en sıradanını kopyalıyor. Nightwish, Epica, Aesma daeva, Nemesea gibi grupları hiç duymamış herhalde. Şebnem ferah a bir an önce birileri bağırmakla şarkı söylemenin arasındaki farkı söylemeli. Hayır, madem black metal, death metal falan yapmıyorsun; neden o kadar bağırıyorsun? Birde artık Evanescence i kopyalamayı bırakmalı.

Tarja turunen in bu mükemmel senfonik albümünü herkese öneririm. Albümden bir klibi aşağıya koyuyorum:


Nightwish- I wish i had an angel:

GÜNÜMÜZDE TAŞ DEVRİNİ YAŞAYAN İNSANLARIN ÖYKÜSÜ: OSAMA
Taliban döneminde Afgan halkının, özellikle de kadınların yaşadıklarını anlatan, sizde iz bırakacak bir film. Ben bu filme tesadüfen Bussines channel kanalında rastladım, şöyle bir bakayım derken takıldım kaldım. Cidden modern hayat yaşayan herkesi derinden etkileyecek bir film. Talibanın getirdiği, radikal dini kurallara bağlı yaşam tarzını görünce gözlerinize inanamayacaksınız. Bu arada filmin sonunda, afganistanda -taliban rejiminde- kadınların hiç olmazsa bir tek şeyi seçebilme haklarının olduğunu göreceksiniz. Ne olduğunu söylemeyeyim ama filmin sonunda bu tek seçim haklarını görünce gözyaşlarınızı tutamayabilirsiniz. Cidden çok trajik bir durum. Ben kendi adıma, bu filmi çeken cesur insanları ayakta alkışlıyorum..
Film 2003 yapımı, ve bence dünya sinema tarihinde kendine sağlam bir yer edinen, eşsiz bir film; hatta bir dokümentar. Filmle ilgili ilginç bazı notları da aktarayım:
estetik cerrahi Filmin başrolündeki kız, Marina Golbahari, 1989 doğumlu ve bu filmi çevirmeden önce seyrettiği tek film Titanik imiş. Onu da bir kopya vcd den seyretmiş. Yani nerede ise sinemanın ne olduğunu bilmeden bu filmde başrolü almış.
estetik cerrahi Bu filmi çevirdiği sırada 13 yaşında imiş ve filmden sadece 14 dolar kazanmış. Film, daha sonra bir çok uluslararası film festivalinde ödüller kazanmış. Güney kore deki bir film festivalinde de Marina Golbahari bir ödül almış ve bu festivalden 4000 dolar kazanmış. Kazandığı para ile ailesine filmde görülen çamur evlerden birini almış (film, kabilde, gerçek bir yoksul mahallesinde geçiyor).
estetik cerrahi Marina Golbahari nin babasının eskiden bir müzik aletleri dükkanı varmış ama taliban tarafından yıkılmış.
estetik cerrahi Marina Golbahari, okuma ve yazma bilmiyor..

Filmin tanıtımı:

MÜTHİŞ BİR FİLM: THE BUG (BÖCEK)
Bazı filmler vardır, filmi sadece ve sadece başrol oyuncusunun oyunculuk yeteneği kurtarır; o filmde başka bir oyuncu oynasa film seyredilmez hale gelebilir. Bu gibi filmlerden aklıma gelen ilk örnek Jack Nicholson ın Schmidt hakkında isimli 2002 yapımı filmi. Bu filmde Jack Nicholson dışında kim oynarsa oynasın, filmin sonunu getirebilmek mümkün olmazdı, ama Jack Nicholson oynayınca sonuna kadar müthiş bir zevkle seyrediliyor. The bug da böyle bir film. Bir kere tüm film, sadece bir odanın içinde geçiyor (ki zaten bir tiyatro oyunundan sinemaya adapte edilmiş). Öyle çok sürükleyici bir aksiyon yada beklenen sürprizli bir sonu da yok. Ama bu filmi, sadece Ashley Judd ın oyunculuk yeteneği sayesinde, ağzınız açık seyredeceğinize garanti veririm. The bug, iki kişinin kafa kafaya vererek şizofreni ve paranoyanın engin sularında dümensiz bir şekilde yelken açıp, kendilerini kaybetmeleri üzerine kısa bir öykü. Filmin süresi 102 dakika, ki bence fazla uzun tutulmaması iyi olmuş. Önerimi dinleyin ve bu filmi sadece Ashley Judd ın oyunculuğunu görmek için seyredin. Bence tüm tiyatro ve sinema oyuncularının bu filmi bir oyunculuk dersi niyetine seyretmeleri gerekli. Film bittiğinde ağzınız açık kalacak ve uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız.


Filmin tanıtımı:

ÜNLÜ ÇİZER, SİNEMA ARAŞTIRMACISI, KOLEKSİYONER, YAZAR VE YAKIN DOSTUM METİN DEMİRHAN I KAYBETTİK..
estetik cerrahi Metin, çizgi-romancıydı, karikatüristti, sinema araştırmacısıydı, yazardı, koleksiyonerdi, amatör sinemacıydı, dostumdu, bir çok konuda bir çok kişiye hocalık yapmıştı.. Halen inanmak istemiyoruz ama Metin i 1 kasım günü kaybettik. Beyin kanaması geçirdiği 13 ekimden beri Bakırköy sinir hastalıkları hastanesi nöroloji yoğun bakımda yatmaktaydı Metin. Gerçekten kendine özgü bir yaşam tarzı olan nadide insanlardandı. Kedilerini ve bizi geride bıraktı ve ebediyete göçtü.
estetik cerrahi Hakkında bir çok efsanevi söylenti dolaşır ama ben bunların bazılarına şahsen tanık oldum.
estetik cerrahi Mesela bir seferinde Metin bize, o sırada sinemalarda oynayan bir filmin sonunun, istanbul un avrupa yakasındaki sinemalarda farklı, anadolu yakasındaki sinemalarda farklı olduğunu söyledi. Dediğine göre film iki yakada farklı sonlanıyordu. Doğal olarak inanmadık. Ama sonra ne oldu? Tamamen tesadüf eseri bu filme 2 kez beyoğlunda gittikten sonra bir gün kadıköyle rex sinemasında arkadaşlarla bir kez daha gittim. Sinemanın kapısında enteresan bir şey dikkatimi çekti: film aynı filmdi ama afiş tasarımı tamamen farklıydı. Her neyse, filme girdik. O hafta 2 kez seyrettiğim filmi 3. kez zevkle seyrettim. Ama... ama.. filmin son 15 dakikasında bir şok yaşadım: filmdeki replikler birden değişti (film altyazılıydı).. karekterler farklı şeyler söylemeye başladı. Sahne değişti ve cidden filmin son 15 dakikası bambaşka sahnelerle ve bambaşka bir sonla bitti! O tarihte bundan kimsenin haberi olmadı, gazetelerde, sinema dergilerinde bu olay yazılmadı. O filme avrupa yakasında gidenler başka bir son seyretti, anadolu yakasında gidenler başka bir son seyretti. O film, bugünlerde Spiderman filmleri ile popüler olan yönetmen Sam Raimi nin "Army of darkness" filmiydi. O yıllarda ortalıkta DVD falan yoktu ve bizlerde alternatif son diye birşeyden haberdar değildik. Metin in dediği inanılmaz bir şey doğru çıkmıştı..
estetik cerrahiBir gün Metindeyiz.. Bana elinde enteresan bir film olduğunu söyledi. Film Mad max benzeri bir filmdi, Göreme Ürgüp de çekilmişti. Hollywood yapımı idi ama Türk oyuncularda vardı. Üstüne üstlük filmde WASP ın müzikleri kullanılmıştı. Ben yine inanmazken Metin filmi koydu video oynatıcıya.. Evet, bilginiz olsun böyle bir film var.. Ürgüpde çekilmiş, mad max benzeri bir film.. Türk oyuncular da oynamış.. Hatta filmin başında, baş kahraman ata binmiş uzaktan kameraya doğru yaklaşırken elindeki portatif müzik setinde WASP dan "Wild child" çalıyor!! Metin böyle biriydi işte.. Bizim haberimizin bile olmadığı, hayatın çok farklı boyutlarını yakalayan, farklı frekansda yaşayan biriydi..
estetik cerrahi Başka bir günde Taksim meydanında bir konsere gitmiştik. Konserin sonunu beklemeden ayrıldık. Daha sonra Metin bombayı patlattı: "Ben o konserde sahneye çıktım, magandalara, kırolara karşı bağıra bağıra ÖKÜZ ABİ diye şarkı söyledim" dedi. İnanmadık tabii.. Aradan bir sene geçti, bir gün metinlerdeyiz.. Önüme bir VHS kaset attı.. "Bak çok güzel bir konser videosu var elimde" dedi.. Ben sandım ki İRON MAİDEN, MEGADETH falan.. Videoyu koyduk.. Evet, doğru bildiniz.. Metin gerçekten o konserde sahneye çıkmış, ön sıradaki bir sürü kıroya karşı şarkı söylüyor: "ÖKÜZ ABİİ!! ÖKÜZ ABİİ!!" diye.. Adamların yüzüne karşı ana avrad düz gitmiş ama adamlar şarkı sözlerini anlamamışlar; ööyle bakmışlar. Arkada grup falan da çalıyordu.. Büyük ihtimal emprovize takılıyordu grup..
estetik cerrahi Bir gün metine şunu sordum: "Abi sen nereden buluyorsun böyle inanılmaz şeyleri.. Öyle şeyler söylüyorsun ki çevrendekiler inanmıyor. Sonunda doğru çıkıyor.. Sen ne biçim bi adamsın metin ya??" Bana şu cevabı vermişti: "Ben herkese herşeyi anlatmam, sıradışı şeyleri sadece sıradışı arkadaşlarıma anlatırım.." Acaip onore etmişti beni.. Tarantino ile sabah kahvaltısı yapmış olduğu söylentisi de doğru çıkarsa hiiiç şaşırmam.. Bir gün Tarantino, bir röportajında "Türkiyeden Metin Demirhan diye biri ile tanışmıştım, çok kafa adamdı" derse sizde şaşırmayın..
estetik cerrahi Metin in Kozmo fare, Manyak savaşçı, Pis fare, Piranha, Kadın, Piç, Çılgın köpek gibi bir çok çizgi karekteri, Fantastik Türk Sineması ve Erotik Türk Sineması adında 2 sinema kitabı, Çizgi eserlerini topladığı Paslanmaz çelik savaşçı adında bir albümü, son zamanlarda hazırladığı bir çok web blog u, çekmekte olduğu bir amatör film (Baltam gelecek kellen gidecek), bir sürü kedisi, yüzlerce dostu vardı. Bir çok kişinin hayatında silinmez izler bıraktığını biliyorum. Bunu görmek için Google da Metin Demirhan diye aratın, çıkan yazıları okuyun, Ekşi sözlükte hakkında yazılanları okuyun. Kaybı gerçekten bir çok kişiyi derinden etkiledi.
estetik cerrahi estetik cerrahi Evdeki orjinal çizimlerini kedilerinin yemesine ses çıkarmazdı, onları o kadar severdi (uçları yenmiş orjinal çizimlerini maalesef gözlerimle gördüm).
estetik cerrahi Atılgan adlı dükkanında bir çok kişiye dumurlar yaşatmıştır.. Zamanında o dükkana uğramamışsanız çok şey kaçırmışsınız demektir.. Ekşi sözlükten bir alıntı:
kendisiyle ilgili bir anımı aktarmak istediğim insan.
dün televizyonda spider man'i görünce aklıma geldi bu hikaye. imdbden baktım 2002 yapımıymış film. büyük ihtimal 2002 yılıydı, spider man yeni gösterime girmiş. ben ve ev arkadaşım da istiklalde turluyoruz. atlas pasajına geldiğimizde aklıma geldi. "olm atılgan cult shop diye bir yer varmış. gel bi gezelim." dedim. neyse girdik, içerde sakallı, entel görünümlü bir tip var.
çevreye salak salak bakarken, örümcek adam'ın olduğu bir film afişi gördük.
ben de o sabah*radikal 2 ekinde bu afişin ait olduğu filmle ilgili bir şeyler okumuştum. dünyada örümcek adamın sinemada ilk göründüğü film bu türk filmiymiş. 3-4 süper kahramanın maceralarının anlatıldığı bir filmmiş.
arkadaşıma "bu film dünyada örümcek adamın ilk göründüğü filmmiş" dedim.
o sırada arkamızdan "hangi salak dediyse yanlış söylemiş" gibi bir cümle yankılandı.
lan noluyoz derken arkamızı döndük ve entel sakallı abiyle gözgöze geldik.
ben utanarak "hehe abi radikalde okuduğumu söyledim." deyiverdim.
abi gazı almış coştukça coşuyordu. "onlar ne bilir, işleri güçleri kim kiminle napıyor. magazinden başka bir şey bilmez bunlar" çığırtılarıyla medyaya nefret kusuyordu.
sonra ani bir hareketetle çekmeceden calculus kalınlığında bir kitap çıkardı. içindekiler kısmına bakmadan şak diye bir sayfa açtı.
"işte örümcek adam'ın göründüğü ilk film budur. -adını hatırlayamadığım türk filmi- de işte şu tarihte çekilmiştir. sayfası da budur" gibi ispatlarla ikimizi de aydınlattı.
dışarı çıkınca arkadaşımla muhabbete başladık. "olum herif medyaya acaip uyuz olmuş. vardır bir olayı. hele magazincilere nasıl kıl oluyo." "lan o değil de herifi gördün mü, şak diye filmin olduğu sayfayı açtı. hatim etmiş galiba kitabı." geyikleri döndü.
neyse bundan 1 veya 2 hafta sonra yine radikal 2 ekinde ben bu sakallı, entel tipli abiyi gördüm. kendisiyle röportaj yapılmıştı.
böylece biz de aydınlanmış olduk. kendisinin fantastik türk sineması kitabını yazdığı, şu anda dünyayı kurtaran adam'ın devamı niteliğinde bir filmin senaryosu üzerinde çalıştığı anlatılıyordu.
adamın şak diye sayfayı bulması o kadar da inanılmaz değildi, çünkü kitabı adam yazmıştı.
adının da metin demirhan olduğunu öğrenmiştik.
taşlar yerine oturmuştu.
metin demirhan adını duysam aklıma radikale ve gazetelere çemkirmesi, sonra da aynı gazetede çıkan gülümseyen resmi ve röportajı gelir.

estetik cerrahi Metin kısa filmde çekerdi. Yıllardır bitiremediği "Baltam gelecek kellen gidecek" adlı filmini umarım arkadaşları bitirir.
estetik cerrahi Oky nin çektiği, metinin oynadığı akıllara zarar kısa filmi (Mayıs ıkıntısı 2) aşağıda izleyebilirsiniz:

estetik cerrahi Metinin hazırladığı bir sürü siteden biri:
http://www.fantastiksinema.blogspot.com/
estetik cerrahi Ekşi sözlükte ardından yazılan tek bir cümle herşeyi özetliyor (bende buna katılıyorum): İZ BIRAKARAK GİTTİ..
estetik cerrahi Ama zamansız gitti.. NAAPTIN METİN YA!.. HESABI BİZE BIRAKARAK TÜYDÜN.. YAPILIRMI BU BİZE ABİ!..
estetik cerrahi EXODUS senin için söylüyor Metin: Bonded by blood albümünden Piranha! (Zamanında birlikte az dinlemedik.. Bu albümün kaset kaydını bana Metin vermişti.. Hatta kendi çizimi ile kasete bir de kapak hazırlamıştı.. 20 sene oldu hala durur..)

ÜNLÜ ÇİZERLERDEN SON DERECE BAŞARILI BİR KISA FİLM: ÇİZEMİYORUM!
Eminim bu sitenin ziyaretçilerinden bir çoğu Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerini okuyor ve Memo, Oky, Bahadır Baruter, Faruk Bayraktar gibi çizerleri takip ediyor. Peki hayran olduğunuz bu çizerlerin kısa film çektiğini biliyormuydunuz? Bu müthiş başarılı filmi aşağıda seyredebilirsiniz.

DÜNYACA ÜNLÜ BOLSHOI BALESİ İSTANBULDA İDİ (20-21 Eylül 2007)
Bu sene 232. (yazı ile: ikiyüzotuzikinci!) sezonunu oynayan, Rusya federasyonunun dünyaca ünlü bale topluluğu Bolshoi balesi, Çınar deneğinin katkılarıyla İstanbul da 2 gösteri sundu. Ben, 21 eylüldeki gösteriyi seyretme şansını buldum. Devlet sanatçıları Alexander Volchkov, Anastasia Yatsenko, Yan Godovsky, Anastasia Goryacheva, Anastasia Stashkevich, Denis Medvedev, Joo Yun Bae, Andrey Bolotin, Anna Nikulina ve Karim Abdullin tarafından Carmen, fındıkkıran, kuğu gölü balesi, spartaküs gibi ünlü eserlerden bölümler sunuldu. Öncelikle şunu söyleyeyim, bale ile şu ana kadar pek ilgilenmemiştim, hatta bu seyrettiğim ilk bale gösterisi idi. Gösteriyi oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Gösteri öncesi sunumu yapan kişinin sunumuna, diksiyonuna, okuduğu metine hayran kaldık. Bu kadar mükemmel bir sunum görmemiştim (bence bu sunum videoya alınıp radyo-televizyon-iletişim fakültelerinde ders olarak sunulmalı, sunum o kadar mükemmeldi ki ağzımız açık seyrettik..). Bu, gösterinin mükemmel olacağının bir işaretiydi aynı zamanda. O gün hasta olmama rağmen ( ve hatta ilk kez baleye gitmeme rağmen) gösteri boyunca dikkatim dağılmadı ve sonuna kadar büyük bir zevkle bu zarif sanat olayını izledik (açık söyliyeyim, giderken gösteri boyunca uyuma ihtimalim var idi, çünkü şimdiye kadar hem bale ile pek ilgilenmemiştim hem de hastaydım o gün ). Bale insanda müthiş bir zarafet, estetik ve narin bir güzellik duygusu bırakıyor (o kadar narin ki, sahneye doğru elinizi uzatsanız puf diye yok olacaklarını sanıyorsunuz). İzlemediyseniz, ileride fırsatınız olursa kaçırmayın derim.
Gösterinin tek kötü yanı müziklerin playback olarak çalınmasıydı. Daha büyük bir salonda, orkestra eşliğinde canlı müzik ile sunulsaydı keşke dedik.. Kaçıranlar için Bolshoi balesinin bazı gösterilerinin görüntülerini aşağıya koyuyorum:



JOE SATRİANİ İLE AYNI GÜN TAYYAR ÖZKAN DA İSTANBULDAYDI! (14 Temmuz 2007) VE SANIRIM BİR SÜRE İSTANBULDA OLACAK!
Uzun süredir New York da yaşayan ve eserleri yurtdışında bir çok yayında yayınlanan, ünlü çizer Tayyar Özkan, İstanbul da idi! Ortaköyde bir sergi açan Tayyar Özkanın sergisine tam Satriani konserine giderken uğradık. İçeride sadece bir kişi vardı (serginin son günü imiş ve kapanmaya yakındı). Tayyar Özkanın oralarda olup olmadığını sorduk. Eleman bize "Tayyar Özkan benim.." deyince bir an ne diyeceğimi şaşırdım! Yurtdışında, burada olduğundan daha ünlü olan çizerimizle ayaküstü tanıştık, sohbet ettik, albüm imzalattık (ama nedense birlikte resim çektirmeyi unuttuk). Tayyar özkanın bir süre burada kalacağını ve çizim üzerine bir kurs vereceğini duyduk.. Uzun zamandır yurtdışında çıkan dergilerde (örneğin Heavy Metal de) eserlerini gördüğüm ve müthiş merak ettiğim Tayyar Özkan la da böylece tanışmış, hatta yüzyüze sohbet etmiş olduk. Tayyar Özkan hakkında daha geniş bilgi için web sitesine gözatabilirsiniz...
Tayyar Özkanın web sitesinde çok hoş bir slogan var: I DONT DRAW FOR LIVING.. I LIVE FOR DRAWING..
Benimde bir zamanlar profesyonel çizerlik yaptığımı biliyormuydunuz? Çizgilerimi görmek için tıklayınız..



Tayyar özkanın en bilinen karekteri: Caveman..


Daha fazlası için www.tayyarozkan.com/ a bir göz atınız..

JOE SATRİANİ İSTANBULDAYDI! (14 Temmuz 2007)
Bir hayalimiz gerçekleşti ve Satriani yi dünya gözü ile seyredebildik. Hatta özel pankart hazırlatıp konser sırasında şarkı istedik ama bu büyük bir hata idi; çünkü Satriani her şarkı için ayrı ayrı akort edilmiş onlarca gitarla gelmişti ve konser sırasında araya istek şarkı şıkıştırması mümkün değildi. Playlistteki her şarkı için ayrı ayrı gitarlar önceden akort edilip hazırlanmıştı. Satriani, nerede ise her şarkı sonunda gitarını değiştirdi. Neleri mi istedik? Sleep walk ve Forgotton.. İkisini de çalmadı :(
Doğumgünü 15 temmuz olan Satriani konser akşamı (14 temmuz) saat geceyarısına 15-20 dakika kala sahnede doğum gününü de kutladı. Pasta bile kesti..
Satriani nin web sitesi: http://www.satriani.com/2004/.
Satriani Türkiye web sitesi: http://www.satriani-tr.com/.
Satriani yi kaçırdıysanız üzülmeyin. Konserden önemli kısımlar aşağıda..



TRANS SİBERİAN ORCHESTRA
Bir grup düşünün, çok sayıda rock müzisyeni, klasik müzik orkestrası, vokalistler ve geniş bir korodan oluşsun. Ayrıca sadece yılbaşı şarkıları söylesinler. İşte müthiş bir proje grubu: Trans-siberian orchestra. Grup o kadar kalabalık ki müzisyenlerin isimlerini burada yazamayacağım (toplam 70-80 kişiler sanırım..), ama bir çok şarkıda 4 gitar, çok sayıda vokal, koro ve hatta klasik müzik orkestrası olduğunu söylemem yeterlidir herhalde. Rock müzisyenleri arasında ise daha önce Testament te trash metal yaparken gruptan ayrılıp jazz a yönelen Alex Skolnick, Al pitrelli, Mark wood (Steve Vai ile çalışıyor), Chris Caffery ve Savatage den Jon Oliva bulunuyor.
Trans-siberian Orchestra oluşumunun (sadece grup demek hakaret olur) web sitesi: http://www.trans-siberian.com/intro.html. İnşallah bir yılbaşı da Türkiyeye uğrarlar..
TRANS-SİBERİAN ORCHESTRA - Christmas eve sarajevo 12/24 klibi.. Mükemmel bir müzik ve klip. Bilgisayarınızın sesini sonuna kadar açınız!!

TRANS-SİBERİAN ORCHESTRA - Wizards in winter


estetik cerrahi Ziyaretçilerim hangi ülkelerden:
Visitor Map
Create your own visitor map!