MÜTHİŞ BİR FİLM: THE BUG (BÖCEK) Bazı filmler vardır, filmi sadece ve sadece başrol oyuncusunun oyunculuk yeteneği kurtarır; o filmde başka bir oyuncu oynasa film seyredilmez hale gelebilir. Bu gibi filmlerden aklıma gelen ilk örnek Jack Nicholson ın Schmidt hakkında isimli 2002 yapımı filmi. Bu filmde Jack Nicholson dışında kim oynarsa oynasın, filmin sonunu getirebilmek mümkün olmazdı, ama Jack Nicholson oynayınca sonuna kadar müthiş bir zevkle seyrediliyor. The bug da böyle bir film. Bir kere tüm film, sadece bir odanın içinde geçiyor (ki zaten bir tiyatro oyunundan sinemaya adapte edilmiş). Öyle çok sürükleyici bir aksiyon yada beklenen sürprizli bir sonu da yok. Ama bu filmi, sadece Ashley Judd ın oyunculuk yeteneği sayesinde, ağzınız açık seyredeceğinize garanti veririm. The bug, iki kişinin kafa kafaya vererek şizofreni ve paranoyanın engin sularında dümensiz bir şekilde yelken açıp, kendilerini kaybetmeleri üzerine kısa bir öykü. Filmin süresi 102 dakika, ki bence fazla uzun tutulmaması iyi olmuş. Önerimi dinleyin ve bu filmi sadece Ashley Judd ın oyunculuğunu görmek için seyredin. Bence tüm tiyatro ve sinema oyuncularının bu filmi bir oyunculuk dersi niyetine seyretmeleri gerekli. Film bittiğinde ağzınız açık kalacak ve uzun süre etkisinden kurtulamayacaksınız.
Filmin tanıtımı:
ÜNLÜ ÇİZER, SİNEMA ARAŞTIRMACISI, KOLEKSİYONER, YAZAR VE YAKIN DOSTUM METİN DEMİRHAN I KAYBETTİK.. Metin, çizgi-romancıydı, karikatüristti, sinema araştırmacısıydı, yazardı, koleksiyonerdi, amatör sinemacıydı, dostumdu, bir çok konuda bir çok kişiye hocalık yapmıştı.. Halen inanmak istemiyoruz ama Metin i 1 kasım günü kaybettik. Beyin kanaması geçirdiği 13 ekimden beri Bakırköy sinir hastalıkları hastanesi nöroloji yoğun bakımda yatmaktaydı Metin. Gerçekten kendine özgü bir yaşam tarzı olan nadide insanlardandı. Kedilerini ve bizi geride bıraktı ve ebediyete göçtü. Hakkında bir çok efsanevi söylenti dolaşır ama ben bunların bazılarına şahsen tanık oldum. Mesela bir seferinde Metin bize, o sırada sinemalarda oynayan bir filmin sonunun, istanbul un avrupa yakasındaki sinemalarda farklı, anadolu yakasındaki sinemalarda farklı olduğunu söyledi. Dediğine göre film iki yakada farklı sonlanıyordu. Doğal olarak inanmadık. Ama sonra ne oldu? Tamamen tesadüf eseri bu filme 2 kez beyoğlunda gittikten sonra bir gün kadıköyle rex sinemasında arkadaşlarla bir kez daha gittim. Sinemanın kapısında enteresan bir şey dikkatimi çekti: film aynı filmdi ama afiş tasarımı tamamen farklıydı. Her neyse, filme girdik. O hafta 2 kez seyrettiğim filmi 3. kez zevkle seyrettim. Ama... ama.. filmin son 15 dakikasında bir şok yaşadım: filmdeki replikler birden değişti (film altyazılıydı).. karekterler farklı şeyler söylemeye başladı. Sahne değişti ve cidden filmin son 15 dakikası bambaşka sahnelerle ve bambaşka bir sonla bitti! O tarihte bundan kimsenin haberi olmadı, gazetelerde, sinema dergilerinde bu olay yazılmadı. O filme avrupa yakasında gidenler başka bir son seyretti, anadolu yakasında gidenler başka bir son seyretti. O film, bugünlerde Spiderman filmleri ile popüler olan yönetmen Sam Raimi nin "Army of darkness" filmiydi. O yıllarda ortalıkta DVD falan yoktu ve bizlerde alternatif son diye birşeyden haberdar değildik. Metin in dediği inanılmaz bir şey doğru çıkmıştı.. Bir gün Metindeyiz.. Bana elinde enteresan bir film olduğunu söyledi. Film Mad max benzeri bir filmdi, Göreme Ürgüp de çekilmişti. Hollywood yapımı idi ama Türk oyuncularda vardı. Üstüne üstlük filmde WASP ın müzikleri kullanılmıştı. Ben yine inanmazken Metin filmi koydu video oynatıcıya.. Evet, bilginiz olsun böyle bir film var.. Ürgüpde çekilmiş, mad max benzeri bir film.. Türk oyuncular da oynamış.. Hatta filmin başında, baş kahraman ata binmiş uzaktan kameraya doğru yaklaşırken elindeki portatif müzik setinde WASP dan "Wild child" çalıyor!! Metin böyle biriydi işte.. Bizim haberimizin bile olmadığı, hayatın çok farklı boyutlarını yakalayan, farklı frekansda yaşayan biriydi.. Başka bir günde Taksim meydanında bir konsere gitmiştik. Konserin sonunu beklemeden ayrıldık. Daha sonra Metin bombayı patlattı: "Ben o konserde sahneye çıktım, magandalara, kırolara karşı bağıra bağıra ÖKÜZ ABİ diye şarkı söyledim" dedi. İnanmadık tabii.. Aradan bir sene geçti, bir gün metinlerdeyiz.. Önüme bir VHS kaset attı.. "Bak çok güzel bir konser videosu var elimde" dedi.. Ben sandım ki İRON MAİDEN, MEGADETH falan.. Videoyu koyduk.. Evet, doğru bildiniz.. Metin gerçekten o konserde sahneye çıkmış, ön sıradaki bir sürü kıroya karşı şarkı söylüyor: "ÖKÜZ ABİİ!! ÖKÜZ ABİİ!!" diye.. Adamların yüzüne karşı ana avrad düz gitmiş ama adamlar şarkı sözlerini anlamamışlar; ööyle bakmışlar. Arkada grup falan da çalıyordu.. Büyük ihtimal emprovize takılıyordu grup.. Bir gün metine şunu sordum: "Abi sen nereden buluyorsun böyle inanılmaz şeyleri.. Öyle şeyler söylüyorsun ki çevrendekiler inanmıyor. Sonunda doğru çıkıyor.. Sen ne biçim bi adamsın metin ya??" Bana şu cevabı vermişti: "Ben herkese herşeyi anlatmam, sıradışı şeyleri sadece sıradışı arkadaşlarıma anlatırım.." Acaip onore etmişti beni.. Tarantino ile sabah kahvaltısı yapmış olduğu söylentisi de doğru çıkarsa hiiiç şaşırmam.. Bir gün Tarantino, bir röportajında "Türkiyeden Metin Demirhan diye biri ile tanışmıştım, çok kafa adamdı" derse sizde şaşırmayın.. Metin in Kozmo fare, Manyak savaşçı, Pis fare, Piranha, Kadın, Piç, Çılgın köpek gibi bir çok çizgi karekteri, Fantastik Türk Sineması ve Erotik Türk Sineması adında 2 sinema kitabı, Çizgi eserlerini topladığı Paslanmaz çelik savaşçı adında bir albümü, son zamanlarda hazırladığı bir çok web blog u, çekmekte olduğu bir amatör film (Baltam gelecek kellen gidecek), bir sürü kedisi, yüzlerce dostu vardı. Bir çok kişinin hayatında silinmez izler bıraktığını biliyorum. Bunu görmek için Google da Metin Demirhan diye aratın, çıkan yazıları okuyun, Ekşi sözlükte hakkında yazılanları okuyun. Kaybı gerçekten bir çok kişiyi derinden etkiledi. Evdeki orjinal çizimlerini kedilerinin yemesine ses çıkarmazdı, onları o kadar severdi (uçları yenmiş orjinal çizimlerini maalesef gözlerimle gördüm). Atılgan adlı dükkanında bir çok kişiye dumurlar yaşatmıştır.. Zamanında o dükkana uğramamışsanız çok şey kaçırmışsınız demektir.. Ekşi sözlükten bir alıntı:
kendisiyle ilgili bir anımı aktarmak istediğim insan.
dün televizyonda spider man'i görünce aklıma geldi bu hikaye. imdbden baktım 2002 yapımıymış film. büyük ihtimal 2002 yılıydı, spider man yeni gösterime girmiş. ben ve ev arkadaşım da istiklalde turluyoruz. atlas pasajına geldiğimizde aklıma geldi. "olm atılgan cult shop diye bir yer varmış. gel bi gezelim." dedim. neyse girdik, içerde sakallı, entel görünümlü bir tip var. çevreye salak salak bakarken, örümcek adam'ın olduğu bir film afişi gördük. ben de o sabah*radikal 2 ekinde bu afişin ait olduğu filmle ilgili bir şeyler okumuştum. dünyada örümcek adamın sinemada ilk göründüğü film bu türk filmiymiş. 3-4 süper kahramanın maceralarının anlatıldığı bir filmmiş. arkadaşıma "bu film dünyada örümcek adamın ilk göründüğü filmmiş" dedim. o sırada arkamızdan "hangi salak dediyse yanlış söylemiş" gibi bir cümle yankılandı. lan noluyoz derken arkamızı döndük ve entel sakallı abiyle gözgöze geldik. ben utanarak "hehe abi radikalde okuduğumu söyledim." deyiverdim. abi gazı almış coştukça coşuyordu. "onlar ne bilir, işleri güçleri kim kiminle napıyor. magazinden başka bir şey bilmez bunlar" çığırtılarıyla medyaya nefret kusuyordu. sonra ani bir hareketetle çekmeceden calculus kalınlığında bir kitap çıkardı. içindekiler kısmına bakmadan şak diye bir sayfa açtı. "işte örümcek adam'ın göründüğü ilk film budur. -adını hatırlayamadığım türk filmi- de işte şu tarihte çekilmiştir. sayfası da budur" gibi ispatlarla ikimizi de aydınlattı. dışarı çıkınca arkadaşımla muhabbete başladık. "olum herif medyaya acaip uyuz olmuş. vardır bir olayı. hele magazincilere nasıl kıl oluyo." "lan o değil de herifi gördün mü, şak diye filmin olduğu sayfayı açtı. hatim etmiş galiba kitabı." geyikleri döndü.
neyse bundan 1 veya 2 hafta sonra yine radikal 2 ekinde ben bu sakallı, entel tipli abiyi gördüm. kendisiyle röportaj yapılmıştı. böylece biz de aydınlanmış olduk. kendisinin fantastik türk sineması kitabını yazdığı, şu anda dünyayı kurtaran adam'ın devamı niteliğinde bir filmin senaryosu üzerinde çalıştığı anlatılıyordu.
adamın şak diye sayfayı bulması o kadar da inanılmaz değildi, çünkü kitabı adam yazmıştı. adının da metin demirhan olduğunu öğrenmiştik. taşlar yerine oturmuştu.
metin demirhan adını duysam aklıma radikale ve gazetelere çemkirmesi, sonra da aynı gazetede çıkan gülümseyen resmi ve röportajı gelir.
Metin kısa filmde çekerdi. Yıllardır bitiremediği "Baltam gelecek kellen gidecek" adlı filmini umarım arkadaşları bitirir. Oky nin çektiği, metinin oynadığı akıllara zarar kısa filmi (Mayıs ıkıntısı 2) aşağıda izleyebilirsiniz:
Metinin hazırladığı bir sürü siteden biri: http://www.fantastiksinema.blogspot.com/ Ekşi sözlükte ardından yazılan tek bir cümle herşeyi özetliyor (bende buna katılıyorum): İZ BIRAKARAK GİTTİ.. Ama zamansız gitti.. NAAPTIN METİN YA!.. HESABI BİZE BIRAKARAK TÜYDÜN.. YAPILIRMI BU BİZE ABİ!.. EXODUS senin için söylüyor Metin: Bonded by blood albümünden Piranha! (Zamanında birlikte az dinlemedik.. Bu albümün kaset kaydını bana Metin vermişti.. Hatta kendi çizimi ile kasete bir de kapak hazırlamıştı.. 20 sene oldu hala durur..)
ÜNLÜ ÇİZERLERDEN SON DERECE BAŞARILI BİR KISA FİLM: ÇİZEMİYORUM! Eminim bu sitenin ziyaretçilerinden bir çoğu Penguen, Uykusuz gibi mizah dergilerini okuyor ve Memo, Oky, Bahadır Baruter, Faruk Bayraktar gibi çizerleri takip ediyor. Peki hayran olduğunuz bu çizerlerin kısa film çektiğini biliyormuydunuz? Bu müthiş başarılı filmi aşağıda seyredebilirsiniz.
DÜNYACA ÜNLÜ BOLSHOI BALESİ İSTANBULDA İDİ (20-21 Eylül 2007) Bu sene 232. (yazı ile: ikiyüzotuzikinci!) sezonunu oynayan, Rusya federasyonunun dünyaca ünlü bale topluluğu Bolshoi balesi, Çınar deneğinin katkılarıyla İstanbul da 2 gösteri sundu. Ben, 21 eylüldeki gösteriyi seyretme şansını buldum. Devlet sanatçıları Alexander Volchkov, Anastasia Yatsenko, Yan Godovsky, Anastasia Goryacheva, Anastasia Stashkevich, Denis Medvedev, Joo Yun Bae, Andrey Bolotin, Anna Nikulina ve Karim Abdullin tarafından Carmen, fındıkkıran, kuğu gölü balesi, spartaküs gibi ünlü eserlerden bölümler sunuldu. Öncelikle şunu söyleyeyim, bale ile şu ana kadar pek ilgilenmemiştim, hatta bu seyrettiğim ilk bale gösterisi idi. Gösteriyi oldukça beğendiğimi söylemeliyim. Gösteri öncesi sunumu yapan kişinin sunumuna, diksiyonuna, okuduğu metine hayran kaldık. Bu kadar mükemmel bir sunum görmemiştim (bence bu sunum videoya alınıp radyo-televizyon-iletişim fakültelerinde ders olarak sunulmalı, sunum o kadar mükemmeldi ki ağzımız açık seyrettik..). Bu, gösterinin mükemmel olacağının bir işaretiydi aynı zamanda. O gün hasta olmama rağmen ( ve hatta ilk kez baleye gitmeme rağmen) gösteri boyunca dikkatim dağılmadı ve sonuna kadar büyük bir zevkle bu zarif sanat olayını izledik (açık söyliyeyim, giderken gösteri boyunca uyuma ihtimalim var idi, çünkü şimdiye kadar hem bale ile pek ilgilenmemiştim hem de hastaydım o gün ). Bale insanda müthiş bir zarafet, estetik ve narin bir güzellik duygusu bırakıyor (o kadar narin ki, sahneye doğru elinizi uzatsanız puf diye yok olacaklarını sanıyorsunuz). İzlemediyseniz, ileride fırsatınız olursa kaçırmayın derim.
Gösterinin tek kötü yanı müziklerin playback olarak çalınmasıydı. Daha büyük bir salonda, orkestra eşliğinde canlı müzik ile sunulsaydı keşke dedik.. Kaçıranlar için Bolshoi balesinin bazı gösterilerinin görüntülerini aşağıya koyuyorum:
JOE SATRİANİ İLE AYNI GÜN TAYYAR ÖZKAN DA İSTANBULDAYDI! (14 Temmuz 2007) VE SANIRIM BİR SÜRE İSTANBULDA OLACAK! Uzun süredir New York da yaşayan ve eserleri yurtdışında bir çok yayında yayınlanan, ünlü çizer Tayyar Özkan, İstanbul da idi! Ortaköyde bir sergi açan Tayyar Özkanın sergisine tam Satriani konserine giderken uğradık. İçeride sadece bir kişi vardı (serginin son günü imiş ve kapanmaya yakındı). Tayyar Özkanın oralarda olup olmadığını sorduk. Eleman bize "Tayyar Özkan benim.." deyince bir an ne diyeceğimi şaşırdım! Yurtdışında, burada olduğundan daha ünlü olan çizerimizle ayaküstü tanıştık, sohbet ettik, albüm imzalattık (ama nedense birlikte resim çektirmeyi unuttuk). Tayyar özkanın bir süre burada kalacağını ve çizim üzerine bir kurs vereceğini duyduk.. Uzun zamandır yurtdışında çıkan dergilerde (örneğin Heavy Metal de) eserlerini gördüğüm ve müthiş merak ettiğim Tayyar Özkan la da böylece tanışmış, hatta yüzyüze sohbet etmiş olduk. Tayyar Özkan hakkında daha geniş bilgi için web sitesine gözatabilirsiniz...
Tayyar Özkanın web sitesinde çok hoş bir slogan var: I DONT DRAW FOR LIVING.. I LIVE FOR DRAWING.. Benimde bir zamanlar profesyonel çizerlik yaptığımı biliyormuydunuz? Çizgilerimi görmek için tıklayınız..
Tayyar özkanın en bilinen karekteri: Caveman.. Daha fazlası için www.tayyarozkan.com/ a bir göz atınız..
JOE SATRİANİ İSTANBULDAYDI! (14 Temmuz 2007) Bir hayalimiz gerçekleşti ve Satriani yi dünya gözü ile seyredebildik. Hatta özel pankart hazırlatıp konser sırasında şarkı istedik ama bu büyük bir hata idi; çünkü Satriani her şarkı için ayrı ayrı akort edilmiş onlarca gitarla gelmişti ve konser sırasında araya istek şarkı şıkıştırması mümkün değildi. Playlistteki her şarkı için ayrı ayrı gitarlar önceden akort edilip hazırlanmıştı. Satriani, nerede ise her şarkı sonunda gitarını değiştirdi. Neleri mi istedik? Sleep walk ve Forgotton.. İkisini de çalmadı :( Doğumgünü 15 temmuz olan Satriani konser akşamı (14 temmuz) saat geceyarısına 15-20 dakika kala sahnede doğum gününü de kutladı. Pasta bile kesti.. Satriani nin web sitesi: http://www.satriani.com/2004/. Satriani Türkiye web sitesi: http://www.satriani-tr.com/. Satriani yi kaçırdıysanız üzülmeyin. Konserden önemli kısımlar aşağıda..
TRANS SİBERİAN ORCHESTRA Bir grup düşünün, çok sayıda rock müzisyeni, klasik müzik orkestrası, vokalistler ve geniş bir korodan oluşsun. Ayrıca sadece yılbaşı şarkıları söylesinler. İşte müthiş bir proje grubu: Trans-siberian orchestra. Grup o kadar kalabalık ki müzisyenlerin isimlerini burada yazamayacağım (toplam 70-80 kişiler sanırım..), ama bir çok şarkıda 4 gitar, çok sayıda vokal, koro ve hatta klasik müzik orkestrası olduğunu söylemem yeterlidir herhalde. Rock müzisyenleri arasında ise daha önce Testament te trash metal yaparken gruptan ayrılıp jazz a yönelen Alex Skolnick, Al pitrelli, Mark wood (Steve Vai ile çalışıyor), Chris Caffery ve Savatage den Jon Oliva bulunuyor. Trans-siberian Orchestra oluşumunun (sadece grup demek hakaret olur) web sitesi: http://www.trans-siberian.com/intro.html. İnşallah bir yılbaşı da Türkiyeye uğrarlar.. TRANS-SİBERİAN ORCHESTRA - Christmas eve sarajevo 12/24 klibi.. Mükemmel bir müzik ve klip. Bilgisayarınızın sesini sonuna kadar açınız!!
TRANS-SİBERİAN ORCHESTRA - Wizards in winter
Ziyaretçilerim hangi ülkelerden (son 24 saat):
,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸ Bu site, en iyi şekilde, en az 1280 X 800 çözünürlük, İnternet Explorer son sürüm ile ve hızlı bir internet bağlantısı ile görüntülenir,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸