MASSTIVAL KAPANIŞ KONSERLERİ: ŞEBNEM FERAH-WHİTESNAKE-DEF LEPPARD - Parkorman (6.7.2008) Parormanda 6 temmuz 2008.. Masstival in kapanış günü; ama çok sıradışı bir gün. Bugün peşpeşe iki dev rock grubunu seyrettik.. Öncesinde bir sürü grup vardı tabii. Şebnem Ferah ı seyrettik. Her zamanki gibi Ş. Ferah sesinin ne kadar güçlü olduğunu kanıtlamaya çalışıyordu. Gün gelip, sesinin gücünü kanıtlamaya çalışmadan, güzel parçalar seslendirdiğinde seveceğim bu hatunu ama henüz değil. Geçelim Şebnem Ferah olayını, tek çekici yanı basçı hatun idi, görebildiğim kadarıyla başçı hatunun fiziği süperdi :) . Bir süre ara oldu ve Whitesnake çıktı sahneye. Son albümlerinden Best years ile başladılar. Performans süperdi ve biz de neden Whitesnake in headliner olmadığını, Def leppard dan önce sahne aldığını soruyorduk (ne bilelim Def leppard konserinin süperinde ötesinde süper olacağını). Gitarlarda Reb Beach ve Doug Aldrich i de seyrettik. Yalnız gördük ki Whitesnake demek David Coverdale demek. Tüm konser Coverdale in şovu üzerine kuruluydu. Adam 60 küsür yaşında ama hala sahnede gömleğinin bir yakasını sıyırıp bir göğsünü açıkta bırakıyor, saçlarını toplayıp kızlara seksi pozlar veriyor. Performans süperdi dediğim gibi. Peşinden çıkan Def leppard ise gerçekten bir grup olarak çok iyi bir konser izlettirdi bize. Zaten çoğunlukla Hysteria dan çaldılar (20 yıldır bekliyordum bu şarkıları canlı izlemek için!! 20 yıl!!). Nerede ise albümün tamamını çaldılar. Bu albümde nasıl bir sihir varsa yıllardır hiç eskimedi. Şova tüm grup üyeleri katıldı. Hepsi durmadan sahnede yer değiştirdi durdu. Sürekli gülümsüyorlardı. Sahnedeki bu pozitif enerji seyirciyede geçti tabii. Bir de Whitesnake konserinde kullanılmayan Jimmy-jib kamera nedense Def leppardda kullanıldı ve sahnenin yanındaki dev ekranlara çok dinamik görüntüler yansıdı. Sonuçta uzun zamandır bu kadar eğlendiğim bir konser olmamıştı. Bence Def leppard ın üstün gelmesinin 2 sebebi var. Birincisi takım oyunu oynuyorlar, hiç biri şovda tek başına öne çıkmıyor. Konseri bir grup olarak üstleniyorlar. İkincisi de çok güleryüzlü olmaları. Bu adamların bu kadar sıcak, bu kadar güler yüzlü olduklarına ve aynı zamanda ingiliz olduklarına inanmak güç.
Def leppard ı sevenler, hele hele Hysteria albümüne bayılanlar. Bu konsere gelmediyseniz ÜZÜLÜN, KAHROLUN!
KYLIE MINOGUE KONSERİ - Kuruçeşme Arena (20.5.2008) Sonunda ülkemize gelen sanatçılar arasında Kylie Minogue u da gördük. Merakla beklediğimiz konserine gittik. Açıkcası pek fazla pop müzik dinleyen biri değilim ama dünya çapında yıldız olmuş sanatçıların konserlerinin karçırılmaması gerektiğini düşünüyorum. Konser hakkındaki yorumlarım ise şöyle:
Konser gerçekten kötü başladı. Öyle zayıf bir parça ile girdi ki, ilk şarkının peşinden hiç ara vermeden gelen 2. şarkı (adını şu an hatırlayamadım ama en popüler parçalarından biri) da toparlanmasına yetmedi. Ses nedense yeteri kadar yüksek değildi. Dansçıların senkronizasyonu bozuktu. Sonuçta yeteri kadar çoşturamadı seyirciyi.
Söylenenlere göre sahnesi de asıl sahnesi değilmiş. Aslında konserlerinde çok daha büyük bir sahne kuruluyormuş ama sadece 4 şehirde (Atina, İstanbul, Bükreş ve Sofyada) asıl sahnenin yarısı büyüklükte ufak sahne kurulmuş. Bir de diğer konserlerindeki Geyşa şovunu bu konserde yapmamış.
Kıyafetler mükemmeldi. Zaten hepsi J. P. Gaultier in elinden çıkma idi. Özellikle bazı kıyafetlerin 5. element filmindeki kıyafetlere benzemesi dikkatimden kaçmadı (Luc Besson un filminde de kıyafetler J. P. Gaultier imzalıdır). Ama dansçıların robot temalı kıyafetleri resmen Daft Punk grubundan arak idi; ki zaten Kylie Minogue ve Daft Punk ın kliplerinde de bu kıyafetleri görebilirsiniz. İlginç bir tesadüf eseri, daha önce Daft Punk da burada konser vermişti.
Konserde inanılmaz bir gay izleyici yoğunluğu vardı. Meğer Kylie Minogue un belli bir gay izleyici kitlesi varmış. Zaten konserdeki gay bahriyeliler şovundan da bu belli idi.
Seyircinin coşmamasına rağmen Kylie Minogue şarkı arasında Ne öyle moron moron bakıyorsunuz? Diyarbakırdan mı geldiniz? Dağdan mı indiniz? gibi gerçekten saçma çıkışlar yapmadı (işte bir dünya starı ile bizim pop starcıklarımızın farkı). Bunun yerine seyirci ile diyaloğa girdi, Türkçe bir şeyler söyledi, puan topladı. En önemlisi sürekli gülümsedi. Hep pozitif enerji verdi. Sonuna doğru konseri de toparladı. Zaten ekşi sözlükte biri de aynen şöyle yazmış, konserin başı felaket, sonu ziyafetti diye..
Sonuçta güzel bir konser oldu ama konserin başında meşhur Kylie Minogue bu muymuş? diye kendi kendimize sormadan da edemedik. Allahtan konserin ikinci yarısında toparladı. Sanırım hem kendisi, hem de bir çok seyirci konserden memnun ayrıldı.
Kylie Minogue un asıl büyük sahnesini aşağıda görebilirsiniz. Bu sahne kurulabilseydi belki daha güzel olurdu (ama kuruçeşme Arena, bu sahnenin kurulmasına uygun değilmiş).
Bir de komik bir şey vardı. Kuruçeşme Arena nın önündeki yolun karşınında, oldukça yüksek bir alana uzunca bir beyaz pano yapılmış (içeride konser alanından rahatça görülebiliyordu). Konser boyunca bu pano üzerinde Turkcell in tarife yumurtlayan tavuğunun projektörle yansıtılan Batmen tarzı silueti, bir sağa bir sola yürüdü durdu. Gerçekten çok komik bir manzara idi ve bir çok kişinin dikkatini çekti. Turkcell için çok başarılı bir reklam oldu, kim akıl ettiyse tebriği hakediyor..
ANADOLU ATEŞİ SUNAR: BİR ANADOLU EFSANESİ, TROYA Dün akşam (9 nisan 2008) Anadolu ateşi, TROYA gösterisine gittik. Anadolu ateşi, tek tek baktığınızda oldukça dolu, çok uğraşılmış, bir sürü iyi fikir (kıvılcım saçan kılıçlar, ateş gözlü kahinler, uçan savaşçılar, yerden çıkan iskeletler, filmdeki truva atının birebir kopyası bir truva atı, teke bacaklı zıplayan askerler vs..) içeren ama nedense o Anadolu ateşinin çoşkusunu yaşatamayan bir gösteri olmuş.
Dansçıların rol dağılımı, truva atı, truva surları ve daha bir çok şey tasarlanırken direkt Wolfgang Petersen in filmi Truva dan esinlenilmiş. Truva atı, filmdekinin birebir kopyası mesela (boyutu daha küçük tabii). Achilleus rolündeki dansçı sarışın ve uzun saçlı, Brad Pitt i andırıyor, Hector u canlandıran dansçı, aynı filmdeki Eric Bana gibi siyah uzun dalgalı-kıvırcık saçlı. Paris i oynayan dansçı da aynı filmdeki Orlando Bloom gibi uzun siyah saçlı ve saçlarını arkaya doğru sıkıca yapıştırarak arkadan bağlamış. Filmi görmüş olanlar ve efsaneyi biraz bilenlere bunlar bildik geliyor ama yine de gösteride bazı betimlemelerin yetersiz kaldığını düşünüyorum. Mesela başlarda çıkan beyaz paçavralara bürünmüş kadınlar kimdi? Büyük ihtimal o devirde, dönemin kralları üzerinde çok büyük etkileri ve güçleri olduğu düşünülen mykanos lu kahin kadınlardı bunlar; ama seyredenler Truva hikayesi içine oturtamadığı için havada kalan noktalardan biriydi. Daha sonra ortaya çıkan teke ayaklı zıplayan savaşçılar kimdi? Böyle kafanızda bir çok soru oluşuyor, birde sık sık gösteride duraklanıldığı (alkış arası) düşünülürse gösteri bir türlü seyredenleri alıp götürmüyor, kısa kısa dans gösterileri gibi kalıyor. Aslında Mustafa Erdoğan ın elinde çok iyi bir öykü var, dekorlar fena değil, dediğim gibi bir çok iyi fikir var (yukarıda sıraladığım kıvılcım saçan kılıçlar, zıplayan askerler gibi..); ama nedense bunları biraraya getirmekte bir sorun var sanırım. Atmosferde ve seyirciyi öykünün içine almada bir eksiklik var. Bunların daha ilk gösteriler olduğunu, ve Mustafa Erdoğan ın mutlaka sorunun kaynağını bulup bu durumu düzelteceğini, gösteriyi biraz revize edeceğini düşünüyorum. Sanırım İstanbulda sadece 5 gösteri ile başlamaları bunun bir göstergesi. Dünyaya açılmadan burada alınan tepkilere göre bazı değişikliklere gideceklerini düşünüyorum. Dünya turnesi elbette yapılacaktır, turne dönüşü bu gösteriyi bir kez daha izlemek isterim; daha çok beğeneceğime eminim. Umarım buraya yazdıklarımı da okurlar ve yapacakları değişikliklerde bir katkım olur, çünkü eleştirilerimi tamamen sıradan bir seyirci gözüyle yazıyorum.
Gösterinin en muhteşem yanı kostümlerdi şüphesiz. Bu hikaye için ancak bu kadar güzel kostüm hazırlanabilir. Dekorlar daha fonksiyonel kullanılabilirdi diye düşünmeme rağmen truva surları da güzeldi. İlk sahnelerde truva surları arkasına çok güzel bir şehir manzarası görüntüsü yansıtmışlardı, keşke bu barkovizyon olayını daha sık ve farklı ortamları yaratmak için kullansalardı; örneğin savaş sahnelerinde. Bence gereğinden az kullanılan bir unsur da anlatıcının açıklamalarıydı. Bence daha çok açıklama yapılmalıydı, halbuki sadece Anadolulu savaşçı kavimlerin tanıtımında ve bir iki noktada açıklama yaptı. Ses tonu mükemmel idi ama bu açıklayıcı konuşmalar sesler, efektler ile desteklenebilirdi (bkz: Manowar ın Defender parçası ve The warriors prayer parçasındaki gibi. Defender da sesin sahibi Orson Welles dir bu arada). Tamam anlatıcı ile birlikte ses efektleri de vardı; rüzgar sesi mesela, ama çok zayıf kalmıştı..
Müzikler güzeldi, ancak bence yeterince epik değildi. Epik ve otantik müzik dediğinizde bence dünyada bu tarz müziği en iyi yapan kişi Joseph LoDuca dır. Bu ismi daha önce duymamış olabilirsiniz ama müziğini dinlediğinize eminim. Size XENA desem?.. Bir ara bizim Tv kanallarında da çok popüler olan XENA nın müzikleri Joseph LoDuca nındır mesela. Müziklerinde ud, kanun, saz hatta kemençe bile kullanır Joseph LoDuca ama epik tarzdan pek kopmaz. Xena nın bir de Joseph LoDuca müzikleri ile hazırlanmış bir müzikali var (gerçi o müzikal biraz hollywood müzikali olmuş, pek epikliği falan kalmamış). Bende Xena müzik cd si var. İnanın epik müzik derken neyi kasteddiğime güzel bir örnek Joseph LoDuca nın müzikleri. Tamam, truva nın müzikleri de güzeldi ama müzikleri bence günümüz müziklerinden iyice koparmak gerekiyordu. Lidyalılar çıktığında ege havaları, Trakyalılar çıktığında trakya havaları, Kafkaslılar çıktığında kafkas müzikleri çaldığınız anda epik öyküden kopuyorsunuz ve günümüze geliyorsunuz. Müzikler baştan sona epik ve otantik olmalıydı, ege havaları, kemençe ile laz havaları, halk dansları falan olmamalıydı. Bunlar öykünün atmosferini zedeledi hep. Aşağıya Xena dan bir parça koyuyorum (Xena soundtrack ında en sevdiğim parçalardandır). Mesela, Truva da buna benzer müzikler vardı, ve çok da güzel olmuş, hikayeye tam oturmuş. Ama arada ege havaları, laz havaları, halk dansları girdimi atmosfer darmadağın oluyor. Gösteri boyunca epik müzikten kopulmamalıydı.
Bir de bence mutlaka değiştirilmesi gereken bir şey var; kuzeni öldürülen Achilleus, savaş alanına uykudan uyanıp robdöşambr ile geleceğine keşke beline bir kumaş parçası sarılı, üstü çıplak halde gelseydi. O devirde nerede böyle sabahlıklar? Daha üzengi icat olmamış.. Bana çok komik geldi açıkcası.. Dansöz kızların dans ettikleri bölüm tartışmasız en beğenilen kısım oldu. Figürler son derece estetik idi. Aşağıdaki tanıtım videosunda bu bölümden sahneler görebilirsiniz.
Savaş bölümlerinde, sahnede kıyametin kopmasını beklerdim, yerlerde ölüler, mızraklar vs vs, savaş olduğunu gösteren bir çok şey olmalıydı. Hatta sırf bu sahne için, gösterinin genelinde yeralmayan bazı figüran oyuncular olmalıydı. Olmadığı için savaş sahneleri cılız kalmıştı.
Anadolu ateşi: Truva ya ileride gideceklere önerim; bu gösteriye mutlaka gidin, cidden çok güzel fikirler var; ama beklentilerinizi de çok yüksek tutmayın..
Bir anadolu efsanesi, TROYA:
JOE SATRIANI YENI ALBÜMÜNDE AŞIK VEYSELE YER VERDİ! Türk rock dinleyicisi şokta! Joe Satriani yeni albümünde bir parçanın adını Aşık Veysel koydu. Satriani nin yeni albümü Professor Satchafunkilus and the musterion of rock da 9. şarkı Aşık veysel yorumu imiş. Parça 7.5 dakikalık sololar dizisi şeklinde. Parçanın başlangıcı Aşık veyselden imiş, sonrası sürekli sololarla devam ediyor. Dikkatimi çeken bir nokta ise parçanın başlangıcının, inanılmaz derecede İron maiden in Pascendale adlı parçasına benzemesi. Sadece tesadüf diyorum, çünkü Satriani gibi özgün, tek başına bir ekol yaratmış bir gitaristten böyle kısa bir bölümü başka bir gruptan araklamasını beklemiyorum. Yine de iki şarkının da klibini aşağıya koyuyorum; benzerliğe bir de siz şahit olun. Bir 10-15 saniye satrianinin parçasını dinleyin, durdurun, sonra bir 10-15 saniye de Iron Maiden in parçasını dinleyin.. Yorum sizin..
Albümdeki parça: Aşık veysel
Iron maiden - Pascendale (Dance of death albümünden)
PENTAGRAM (yurtdışındaki adıyla MEZARKABUL) - 1987 Pentagram ın beklenen 20. yıl kutlama DVD si çıktı sonunda. Öncelikle söyleyeyim, oldukça orta halli bir yapım ve 15 YTL ye satılıyor. DVD yi ilk seyrettiğimde kendi kendime şunu sordum: popüler bir grubun 20. yıl kutlaması böyle mi olur? Bu derece vasat? Konser fena değil, çekimler fena değil, ama bu bir 20. yıl kutlama DVD si.. Neden tek bir konser dışında hiç bir şey yok?. Ne bir yurtdışı konserinden görüntü, ne klipler, ne doğru dürüst bir sahne arkası, ne grubun tarihçesini anlatan herhangi bir doküman.
Ben artık İstanbulda, rock-metal dinleyen camianın dinozor dedikleri kuşaktan sayılırım. Yıl 1988, Pentagram-Metafor-Metalium un moda sinemasındaki efsane haline gelmiş konserinde en önlerde bende vardım. Hatta şunu anlatayım, binlerce (bugün sayının 4000 olduğu söyleniyor ama bu imkansız; bir sinemaya kaç kişi sığabilir ki?) seyirci sinema kapısını yüklenerek indirdiğinde sahneye kadar ezilmemek için koşmuştum. Sinemanın kapısı olduğu gibi yere inmişti ve bende arkadan gelen yüzlerce kişi tarafından ezilmemek için kapının üzerinden atlayıp sahneye kadar koştum. O konserde kimseden bilet sorulamadı. Konserle ilgili enteresan bir anımda şudur; çıkarken ayağımın altında tangır tungur eden sert bir şeylere bastığımı hatırlıyorum. Yere baktığımda bunun silindir şeklindeki metal çöp kutusu-küllüklerinden biri olduğunu gördüm. Ezilerek dümdüz olmuştu o silindir şeklindeki çöp kutusu. O konser, sinema konserlerinin sonuncularındandı ve daha sonra efsane gibi anlatılır oldu. Sinema kullanılamaz hale geldiğinden bir daha sinemalarda konserlere izin vermediler. Ama o konseri hala hatırlarım, muhteşem bir gündü. 20 yıldır pentagram ı takip ediyoruz. Çok başarılı albümler çıkardılar ama eskiden beri neden bu kadar tembel olduklarını düşünürüm. Bunca sene içinde çok daha fazla yol alabilirlerdi. Muhteşem bir ivme ve heyecan ile başladılar, sonra o heyecanları -bence- azaldı, azaldı... Bugünlere gelindi. Malesef bu DVD ye ben 20 yıl kutlama DVD si diyemiyorum.
Bu gibi kutlama DVD leri için en güzel örnekler Therion un 6 disklik seti ve Sodom un lords of depravity DVD sidir. Therion, DVD lere bir çok farklı ülkede verdiği konserlerden görüntüler koymuşlardı; hatta DVD de bir de sitem etmişler, Türkiyedeki konserimiz bir Tv kanalı tarafından çekildi ama bize görüntüleri iletmediler, o yüzden Türkiye konserinden görüntü yok diye.. Grubun tarihçesi, sahne arkası görüntüleri, hayranlarla röportajlar, klipler ve daha bir ton şey var.. Sodom un DVD sinde 4 saatten fazla süren bir dokümanter var. Grup üyeleri üşenmemişler saatlerce röportaj verip grubu nasıl kurduklarını falan anlatmışlar. Pentagram DVD sinde ne var: KONSER DIŞINDA SADECE 4 DAKİKALIK BİR SAHNE ARKASI! BAŞKA HİÇ BİR ŞEY YOK! Bu mudur Pentagram ın 20. yıl kutlaması? DVD içindeki kitapçık çok iyi, resimler güzel, kitapçık kalın; ama kitapçıkta da sadece resimler var, insan grubun tarihçesini yazar, elemanları tanıtır. Sadece grubun eski elemanlarının listesi var. Üşenmeyip bir iki sayfada grubun tarihçesinden, bilmediğimiz yönlerinden bahsetselerdi keşke. Konser görüntülerinde de görüntü kalitesi resmen orta düzeyde. Siyahlar, siyah değil, gri. Görüntülerde renkler atık. Ses deseniz sadece stereo seçeneğiniz var. Nerede 5.1? DVD nin kapağından belli, grafikerleri Photoshop da pas efekti yapabiliyor. Ne yetenek! Kapak daha profesyonelce olmalıydı; çok kolaya kaçılmış. Ayrıca DVD nin menüsü de problemli. DVD menüsünde şarkı seçiminde, bir şarkıdan diğerine geçtiğinizde DVD yeni bir dosyayı okuduğundan duraklayarak şarkıdan şarkıya geçiyor. Şarkı seçimi çok kullanışsız. Daha ne diyeyim. Pentagram ın artık eski heyecanı kalmadığı belli. Bu DVD bana çook isteksizce, lütfen yapılmış gibi geldi. Yirmi senedir Pentagram ı takip ediyoruz, konserlerini, albümlerini heyecanla bekliyoruz ama bu olmamış.. Bu sadece olsa olsa orta kalitede bir konser DVD si olabilir, 20. yıl kutlaması böyle olmaz. Moda konserindeki o ateş, heyecan ve kıvılcım sönmüş!!
DVD nin ekstralar kısmında sadece 4 dakikalık konser sahne arkası var. Şaka gibi.. Başka bir şey yok.. Sodom DVD sinde bu bölüm 4 saatten fazla süren bir grup dokümanteri ile doldurulmuş!! Pentagram ın ilk logosunu hatırlayan var mı? Hakan Utangaç ın el ile çizdiği müthiş logo değişerek bugünkü halini aldı 20 yılda. Bari DVD nin bir yerlerinde o eski logoya rastlasaydık. Ne diyeyim ben sana Pentagram!! DVD nin tek iyi yanı 15 YTL ye satılması. Keşke dolu dolu olsaydı da 100 YTL olsaydı!!
Gruba kızgınlığım geçmedi, bir soru daha sorucam: DVD nin adı neden Pentagram 1987??? Bir kere, bu konser 1987 yılına ait değil. DVD, grubun tarihçesi ile de alakalı değil, sadece bir konser var içinde, doğru dürüst bir dökümanter yok. Doğru dürüst bir dökümanter içeren, grubun tarihçesini 1987-2007 arası yaşadıklarınızı (konserler, sahne arkaları, klipler, röportajlar) koysaydınız da DVD nin adını Pentagram 1987-2007 koysaydınız... Pentagram 1987 çok anlamsız ve DVD deki konserle alakasız olmuş. Bana lütfen, bu konser 20. yıl konseri o yüzden demeyin. O zaman Pentagram 2007 demek daha mantıklı idi; 20. yıl konseri anlamında..
Yukarıda yazdığım eleştirilerimin tümünü e-mail ile Pentagram ın menajer i sayın Yeşim Doran a ilettim. Yeşim hanım, mailimi Hakan Utangaç a (bilmeyenler için söyleyeyim; Hakan, pentagram ın -Cenk Ünnü ile birlikte- kurucusudur ve DVD ile ilgili tüm kararları o almış) ilettiğini yazmış. Kendisine ilgisi için buradan da teşekkür ediyorum..
Mezarkabul(Pentagram)-Tigris+Bir(2007 Bostanci Live):
Pentagram - Mehter marşı: Bir fanın yaptığı şu klipte, DVD dekinden daha fazla dökümanter resim var!
Ziyaretçilerim hangi ülkelerden (son 24 saat):
,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸ Bu site, en iyi şekilde, en az 1280 X 800 çözünürlük, İnternet Explorer son sürüm ile ve hızlı bir internet bağlantısı ile görüntülenir,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸