JUDAS PRİEST KONSERİ - Turkcell Kuruçeşme Arena (13.7.2008) Evet, sonunda en iyi kadrosu bozulmadan bir metal devini (ve tabii hazreti Halford u) daha canlı seyrettik. Judas Priest, İstanbuldan ve boğazdan fırtına gibi geçti. Alt grup yoktu (ki bence Judas ın alt grubu olacak bir grup Türkiyede yok henüz, Pentagram dahil bu söylediğime). Konsere yeni albümlerinden Nostradamus ile başladılar ve eski yeni şarkılarla karışık devam ettiler. Painkiller ı canlı canlı seyrettik ama malesef grup Ram it down, nightcrawler, a touch of evil gibi çok beklenen şarkıları seslendirmedi. Buna karşın electric eye, metal gods, eat me alive, breaking the rules gibi hitleri söylediler. Her şarkıda sahne arkasındaki resim, şarkının olduğu albümün kapağına uygun olarak değişti. Grup acaip karizma idi. Halford seyirci ile iletişime geçen ama araya bir mesafe de koyan bir solist; belki karizması da biraz bu tavrından kaynaklanıyor. Seyirci ile yüz göz olmuyor. Grup şarkıya başlıyor, vokal gireceği yerde hoop, sahnedeki asansör yükseliyor ve Halford karşınıza çıkıyor. Tek kelime ile karizma bir şahsiyet. Grubun diğer üyeleri de sahne şovunda kesinlikle Halford un önüne geçmemeye özen gösteriyorlar. Bu konserde gördük ki, Judas Priest Halford suz olmaz, olmuyor.
Konser öncesinde enteresan bir olayda yaşadım. Erkekler tuvaletinin önünde en az 100 metrelik bir kuyruk vardı, ama nedense kuyruk hızla kısalıyordu. Herhalde içeride çok sayıda pisuvar var diye düşündüm. O, yüz metrelik kuyruk hızla eridi. Kuyruğun nasıl olupta bu kadar hızlı ilerlediğini tuvalete girince anladım. Tuvalete girenler işlerini sadece pisuvarlarda görmüyordu. Herkes duvar diplerine, boş buldukları her duvarın dibine işiyorlardı. Böyle büyük konserlerde, hele konser alanında bira da satılıyorsa tuvalet sayısının artırılması gerek. Tuvaletler felaket bir durumda idi.
Konserden önce eşimle konuşurken, Halford un yakın zamanda eşcinsel olduğunu açıkladığını söylemiştim. Halford, konserin ortasında sahneye motorsikletle, deri kıyafetlerle ve deri şapka ile çıkınca eşim şöyle söyledi: Adam özüne dönmüş.. (gaylerin motorsiklet, deri kıyafet, polis şapkası ve üniforması meraklarını kastediyor; bakınız village people ın YMCA şarkısının klibi). Gerçekten, Judas Priest denince yıllardır motorsiklet, deri kıyafetler falan akla gelir; ama tüm bunlar, Judas Priest in maskülen imajının bir parçası olarak algılanırdı. Şimdi anlıyoruz ki bu düşüncemiz tamamen yanlışmış. Gaylere kesinlikle karşı değilim, sadece Judas Priest in (aslında sadece Halford un) yıllarca sol gösterip, sonra sağ kroşe çakması beni biraz afallattı o kadar. Bir de gaylerin, deri kıyafetlere, polis üniformasına, deri şapkaya neden bu kadar ilgi gösterdiklerini de anlamıyorum..
İstanbul konserinden bir görüntü:
Konser çok iyi bir konserdi ama açık söylemeliyim son zamanlardaki en iyi konser bu değildi (Parkormandaki Masstival in son günü olan Def Leppard konseri çok daha iyi idi). Konser sonuna doğru bir ara grup şarkılar arasında ara verdi. Meğer o sırada konser bitmiş. Sonra devam ettiler. Biz konser devam ediyor sanıyorduk ki o da bis imiş. Sonunda adamlar şarkı sonunda hızla sahneden inip, teknisyenler ortalığı toplarken anladık ki konser gerçekten bitmiş. Ben böyle bis görmedim. Kimse o aranın bis olduğunu anlayamadı. Sonrada en sonunda adamlar ortalıktan kaybolunca sanki bis yapılmamış gibi oldu. Tuhaf bir olaydı. Sanırım avrupa ayağının son konserinde grup biraz aceleci davrandı ve konser sonunu, bis i hızla geçtiler. Konserin kesinlikle akıllardan silinmeyecek manzarası ise Halford un Türk bayrağını havaya kaldırıp 3 kez öpmesi idi...
Bir de tüyo vereyim. Turkcell arenada en önlere geçicem, grubu yakından görücem diye hiç kasmayın kendinizi. Sol taraftaki bira tezgahlarının merdivenlerinden tüm sahne nefis görünüyor. Üstelik dilediğin zaman hemen yanındaki tezgahtan biranı da alabiliyorsun. Hem de konseri itiş kakış olmadan seyrediyorsun..
Bir tüyo daha.. Bu gibi konserlerde benim gibi aylar öncesinden bilet almayın. Ben kek gibi aylar öncesinden 70-80 milyona bilet aldım. Son gün nerede ise biletleri bedava dağıttılar. Biz enayimiyiz kardeşim. Organizatörlere sesleniyorum. Böyle yaparsanız kimse bilet almaz; nasılsa fiyatı düşecek, bedava dağıtacaklar diye biletlerini son dakikaya kadar almaz. Ayrıca biletlerini aylar öncesinden alan fanlara ayıp oluyor biraz..
Konserden görüntüler ve Judas Priest röportajı
KÜP FİLMİNİ SEVENLER BEĞENECEK: FERMAT IN ODASI (KAPAN) Biliyorsunuz enteresan bir film seyretmişsem, orjinal bir grup keşfetmişsem bu köşede size mutlaka duyuruyorum. Dün gece bir film seyrettim ve tamam dedim, ilginç bir film bulmuşum. Film, 2007 İspanyol yapımı (bu arada dikkat ettiniz mi, son yıllarda İspanya dan çok çok iyi filmler çıkmaya başladı). Luis Piedrahita ve Rodrigo Sopena, filmi birlikte yazıp yönetmişler. Konu en baştan enteresan başlıyor ve bir an olsun filmden kopmanıza izin vermiyor. Zaten ilginç olan konu, film ilerdedikçe sorulan bilmecelerle daha da ilginçleşiyor. Konu kısaca şöyle; dört matematik uzmanı aldıkları bir davet üzerine bir evde buluşuyorlar. Davetin konusu şimdiye kadar çözülememiş bir matematik bilmecesinin çözümü olunca hepsi koşa koşa geliyor. Ama aslında bir tuzağın içine çekiliyorlar ve bu tuzaktan ancak zekaları sayesinde kurtulabilirler. Bir süre sonra bilmeceler sorulmaya başlanıyor, herkesin sırları bir bir ortaya çıkıyor. Bu arada ünlü matematikçilerin adları sık sık geçiyor, çözülememiş matematik problemlerinden bahsediliyor, film bu sayede genel kültürümüze katkı da sağlıyor. Aslında ben Fermat adını internetten araştırınca Fermat adlı ünlü matematikçinin hayat hikayesi ile de çok enteresan bilgiler edindim. Filmin hikayesinde de Fermat ın hayat öyküsünden alıntılar var (yıllarca kanıtlanamayan matematik teorileri vs..).
Filmdeki bilmeceler aslında öyle ahım şahım şeyler değil, her ay Tubitak ın Bilim teknik dergisinde okuyabileceğiniz, bir çoğunun cevabını vermek için matematikçi olmayı gerektirmeyen bilmeceler bunlar. Normalde gerçek bir matematik uzmanına çook çook basit gelebilecek bu sorular filmde matematikçileri test etmek için konmuş ama bence bunun sebebi seyircinin sıkılmasını önlemek. Sorulan sorular hemen herkese ilginç gelebilecek, biraz kafa çalıştırılınca çözülen sorular. Konu tek bir mekanda geçmesi, devamlı sorular sorulması (bilmeceleri kastedmiyorum), sonuna kadar merakınızı ayakta tutması gibi özellikleri sebebiyle ben bu filmi Amerika lı yönetmen Vincenzo Natali nin kült filmi Küp e oldukça benzettim. Hatırlarsanız küpte de birbirini tanımayan bir kaç kişi kapalı bir alanda kısılmış, matematik yardımıyla ölüm tuzaklarından kurtulmaya çalışmışlardı. Fermat ın odası nın avantajı ise ilginç bulmacaları ve her şeyin açıklandığı sürprizli sonu (küp oldukça muğlak sonlanıyordu).
Film İMDB den 6.8 gibi yüksek bir puan almış.
SWAMPDAWAMP - SWAMPDAWAMP (2008) Arkadaşlar, geçen ay death metal gruplarına takmıştım kafayı (vital remains, deicide, one man army gibi...) Bu ay ise southern rock gruplarına takmış durumdayım (Lynyrd Skynyrd, Molly hatchet, Blackfoot, John Fogarty, Swampdawamp gibi..). Son zamanlardaki en güzel keşfim Swampdawamp oldu. Amerikanın güneyindeki bataklıklardan kopmuş gelmiş bu grup tam anlamı ile southern rock yapıyor. Grubun ilk albümü olan Swampdawamp, 2007 de çıkmış (ki zaten benim dinlediğim de bu albüm). Bu yaz yeni bir albümleri daha çıkıyormuş. İsimleri bataklığı çağrıştırıyor çünkü Amerikada güney eyaletlerinde gerçekten bir bataklık kültürü var, ayrıca müziklerini bir dinleyen bir daha bırakamıyormuş; müzikleri bir bataklık gibi dinleyicileri içine çekiyormuş (bu grubun kendi ifadesi). Grup şu sıralarda Amerikada güney eyaletlerini kapsayan bir turnede imiş. Aşağıya bir kaç videolarını koyuyorum:
MOLLY HATCHET - SOUTHERN ROCK MASTERS (2008) Molly hatchet, 1974 yılında Florida da kurulmuş bir southern rock grubu (not: lynyrd skynyrd grubu da Jacksonville, Floridalı..). 1979 tarihli Flirtin' with Disaster adlı albümleri ve aynı adlı şarkıları en tanınmış eserleri imiş. Son zamanlarda bu tarz gruplara merakım arttı ve malesef Molly hatchet i ancak yeni keşfettim (cahillik benimki); o da yeni albümleri Southern Rock Masters sayesinde... Bu grup bir Amerikan grubu olmasına ve southern rock yapmalarına rağmen nedense tüm albüm kapaklarında tarih öncesi savaşçılar var; hatta dosdoğru Conan çizgi roman kapakları diyebiliriz. Bazı albüm kapaklarında ise ünlü Amerikalı fantezi çizeri Frank Frazetta nın çizimleri var. Ne alaka? Ben anlayamadım.. Flash ile yapılmış nefis bir web siteleri var ve burada da tema tarih öncesi savaşçılar ve tarihi kaleler (bkz: http://www.mollyhatchet.com/). Grubun adı ise 18. yüzyılda birlikte olduğu erkeklerin kafalarını balta ile kesen bir hayat kadınından geliyor (bunun da bir alakasını kuramadım). Anlayacağınız grubun bir kurumsal kimlik sorunu var. Ayrıca çoğu southern rock grubu gibi Molly hatchet in de hafiften faşist ve ırkçı olduğu söyleniyor (seçimlerde zenci aday Obama ya oy vereceklerini hiç sanmıyorum). Yine de bunlar, grubun müziğinin taş gibi olduğu gerçeğini yok etmiyor.
Grup 90 lı yıllarda bir ara dağılmış, daha sonra tekrar biraraya gelmişler. Bu sene Southern rock masters adlı bir albüm çıkardılar, ki bence her arşivde bulunması gereken bir albüm.
Molly hatchet in en ünlü şarkısı Flirtin' with Disaster, rock band bilgisayar oyununda..
,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸ Bu site, en iyi şekilde, en az 1280 X 800 çözünürlük, İnternet Explorer son sürüm ile ve hızlı bir internet bağlantısı ile görüntülenir,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸