Bir ay kadar önce (Ekim 2011 sonu) muayenehanedeyken telefonum çaldı. Karşıdaki şahısla aramda geçen kısa diyalog şöyle:
- Merhabalar efendim, ben Ayhan Sicimoğlu!
-(Ben şok olmuş bir vaziyette) Yok artık! Böyle bir isim benzerliği olamaz herhalde.
- Beni tanıdığınızı biliyorum, telefonunuzu web sitenizden aldım.
-(Ayhan Sicimoğlunu bilen bilir, kendine has bir konuşma tarzı vardır, o konuştukça karşıdakinin gerçekten o olduğunun farkına vardım) İnanamıyorum, merhabalar Ayhan bey..
- Efendim, ilk albümüm ile ilgili bir araştırma yaparken web sitenizdeki yazınıza denk geldim.. Durun bakiim, neler yazmışsınız, bir okuyalım..
Neyse çok uzatmayalım.. Ayhan Sicimoğlu kültür sanat sayfamda yazdıklarımı çok beğenmiş (Bakınız: buradaki yazı). O yazıyı, 'en kısa sürede yeni albümünü bekliyoruz' diye bitirmiştim; yeni albümü bana müjdelemek için telefon açmış. Ayhan sicimoğlu nihayet 4 yıl aradan sonra yeni bir albüm çıkarıyormuş: En Estanbul... İki yıl emek verdikleri bu albümün basılma onayını, beni aradığı o gün imzalamış. Bu hafta, 25 kasım gecesi bu albümün tanıtım konseri var. Tabii ki bu konsere gideceğim, kaçmaz. Albüm ve konser hakkında yazımı 1 hafta sonra burada okuyabilirsiniz...
MODERN WARFARE 3: OYNADIĞIM EN HEYECANLI VE EN KISA OYUN...
Anlaşıldı, oyunlarda grafik kalitesi yükseldikçe; sinematikler, hareket yakalama teknikleri mükemmelleştikçe, kurgu artık bir hollywood aksiyonundan daha da iyi oldukça oyunlar gitgide kısalacak. MW3, inanılmaz bir aksiyonla başlıyor. Hele ilk bölümün yanlış hatırlamıyorsam 3. kısmı olan denizaltı-liman bölümündeki aksiyon, gözlerinizi yuvalarından fırlatacak. Ben çok beğendim. Hiç bir savaş filminde bu sahneleri görmemişken, MW3 de direkt olaya dahil olrak yaşıyorsunuz. Hareket yakalama teknikleri ise, Quake 4 den beri gördüklerimin en iyisi. Silahların sesleri inanılmaz, vurma hissi müthiş.. Bu oyun olmuş.. Ben herhangi bir eksik görmedim. Tek eksisi kısa sürmesi.. Oyunun tek oyunculu kısmını, en kolay modda resmen 4 saatte oynadım, bitirdim. Nerde o eski, 20 saat oynanan oyunlar.. Hergün yarım saat oynar, bir ayda ancak bitirirdim. Şimdi oyunlar o kadar mükemmel ve kısa ki, bir oturuyorsunun bilgisayarın başına, 4-5 satte oyun bitene kadar kalkamıyorsunuz oyunun başından..
İki oyundur anlatılan hikaye sonunda nihayete eriyor ve terorist Makarov öldürülüyor (tahmin etmiştiniz sanırım). İddia ediyorum, bu senaryo istediği kadar yüksek bütçeli olsun, filme çekilirse oyundaki kadar güzel olamaz. Oyundaki heyecanın sinema filmine (çekilirse) aktarılabileceğini sanmıyorum. Predator kullanmak, Tank kullanmak, New york sokaklarında takip ve çatışma sırasında yolunuza bir gökdelenin devrilmesi, Eyfel kulesinin yıkılışına şahitlik etmek gibi olayları yaşıyorsunuz oyun sırasında.. Hiç bir sinema filminde olaylara bu derece dahil olamazsınız. En kısa sürede eve bir 3-D monitör ve msaüstü bilgisayar sistemi kurup bu oyunu bir de 3-D oynamak istiyorum. Herhalde çok daha güzel olacaktır..
TUNCAY ÖZKAN - HAPİSTE YATACAK OLANA ÖĞÜTLER
Tuncay Özkan bu kitapta, senelerdir "Silivri Esir Kampı"nda yaşadıklarını ve hapishane deneyimlerini okurlarıyla paylaşıyor. Sırf muhalif olduğu için sabaha karşı polis baskınlarıyla evinden alınıp götürülenlerin, hapse atılanların ya da atılmayı bekleyenlerin yaşadıklarını gözler önüne seriyor. Özkan, yurttaşların adını sadece televizyonlardan duyduğu örgütlere üye olduğu iddiasıyla tutuklanmaktan çekindiği günümüz Türkiye'sinde, korku imparatorluğundan sıyrılıp gerçeklerle yüzleşmek adına bir başucu kitabı sunuyor. Böyle bir haksızlık karşısında hayata nasıl tutunulması gerektiğinin ipuçlarını veriyor. Özgürlüğün, insanın kendi beyninde başladığını anlatıyor herkese. Zira Nâzım Hikmet'in de dediği gibi: "Mesele esir düşmekte değil, teslim olmamakta bütün mesele..."
Bir nefeste okunuyor, zira çok enteresan bilgiler içeriyor. Cumhuriyet kitaplarından çıktı, 10-12 lira..
MÜTHİŞ BİR SANATÇI: RAHMAN ALTIN .
Sayın Rahman Altın la tesadüfen Facebook ortamında tanıştım. Allahım, çevremizde ne enteresan insanlar var, bazısından hiç haberimiz olmuyor. Facebook sayesinde dünya çapında eserler veren çağdaş sanatçılarımızla tanıştım. Aralarında ressamlar, çizgi roman sanatçıları, bestekarlar, fotoğraf sanatçıları var.. Her biri ile gurur duydum, tanıştığım için onur duydum. Rahman Altın da bu sanatçılar içinde en başarılılarından. Dünya çapında bir isim. Yüzyüze tanışmış, konuşmuş değilim ama bir kere sevimli bir adam; Shrek ile Alaaddin in lamba cini arasında biri. Sonra A.B.D. deki evinde inanılmaz bir figür, oyuncak koleksiyonu var. Hatta, dünyanın en büyük 2. Star Wars oyuncak-action figure koleksiyonunun ona ait olduğu söyleniyor (herhalde 1. si George Lucas dadır..). Tüm bunları bir yana koyun, Rahman Altın, çok ünlü sinema filmlerine, dizilere, reklamlara müzik besteliyor. Bildiğim bazı müziklerin ona ait olduğunu duyunca acaip şaşırmıştım. Aldığı ödülleri, eserlerinin yer aldığı film, dizi ve diğer yapıtları yazmıyorum. Web sitesinden (http://www.rahmanaltin.com/.) okuyun daha iyi olucak. Ben buraya aktarırken mutlaka bazı şeyleri unuturum.
Aşağıya Rahman Altın müzikleri ile bezeli bir kaç yapımın videosunu koyuyorum.. Gurur duymamak mümkün değil..
BU YILIN EN SÜRPRİZ FİLMİ: ATTACK THE BLOCK!
Tüm 2011 yılı boyunca beni en çok etkileyen film: Attack the block! Orjinalini görmedim ama kopya cd satan yerlerde 'Uzaylıların şafağı' adıyla bulunabiliyor. Film bir ingiliz yapımı. Filmin senaryosunu Joe Cornish yazmış ve yönetmiş. Hikaye çok enteresan, kurgu ve çekimler size bir çizgi roman okuyor hissi verecek tarzda, oyunculuk mükemmel. Filmde en çok sevdiğim olaysa karekterler arasındaki diyalogların doğallığı oldu. Diyaloglar kesinlikle hollywood sinemasına uzak, klişe değil.. Son derece doğal. Buna bir de çocuk oyuncuların doğallıkları katılınca film gerçekten tadından yenilmez olmuş.
Film, lafı hiç dolandırmıyor. Olaylar hızla gelişiyor. Emin olun sıkılmayacaksınız. Bu filme benzer bir hollywood muadili de var bu sene içinde çekilen: Spielberg'in Super8 filmi.. Malesef Super8, bu filmin yanında tam (hatta konusuyla, diyaloglarıyla, oyunculuklarıyla, vıcık vıcık) bir hollywood klişesi. Filmin en başından nasıl ilerleyeceğini, kimlerin çlüp kimlerin kurtulacağını, filmin sonunu anlayabiliyorsunuz; çünkü film tüm hollywood kurallarına uygun çekilmiş. Gerçeklikten çok hollywood kurallarına uygun olmasına özen gösterilmiş. Boşverin siz Super8'i, asıl film 'Attack the block!' Emin olun seyrederken çok zevk alacaksınız..
Hele hele, Scot Pilgrim, Kick ass gibi filmleri sevmişseniz, ne yapıp edin bu filmin orjinalini alıp kolleksiyonunuz katın..
BU YILIN SÜRPRİZ FİLMLERİNDEN: ANNELER GÜNÜ..
Bu senenin en sürpriz filmlerinden biri.. Kesinlikle müthiş. Kategorize etmek gerekirse safkan bir gerilim filmi diyebiliriz. Bu filmin en güzel yanı son derece gerçekçi olması. Normalde Hollywood filmlerinde ölmeyen kişiler bu filmde vuruluyor, ölüyor. İşin enteresanı, aslında ölenler, olayların gelişimi sonucu son derece doğal şekillerde ölüyorlar. Film bu yanıyla hollywood klişelerinden mümkün olduğunca sıyrılmış ve inanılmaz gerçekçi olmuş.. Oyunculuk mükemmel; özellikle anneyi oynayan Rebecca De Mornay ın önünde eğilip ellerinden öpmek isterdim, öyle mükemmel bir oyunculuk çıkarıyor ki anlatılmaz, yaşanır (izlerken size olayları yaşatıyor, o yüzden anlatılmaz yaşanır dedim.. o derece iyi!) Bu film hakkında fazla bir şey söylemek yersiz. Hayatınızda seyredebileceğiniz en iyi gerilim filmlerinden biri. Kurgu, hikaye, oyunculuk, yönetmenlik, herşey dört dörtlük. Kesinlikle tavsiye ederim. Orjinalini görmedim ama kopya cd satan yerlerde bulabilirsiniz.. Orjinalini bulursanız tabii ki orjinalini alın..
Filmle ilgili bir kaç enteresan notu yazayım. Filmin yönetmeni Darren Lynn Bousman, Repo-Genetic opera müzikalini takıntılı biçimde Broadway de bir kez yönetmiş, daha sonra 2 kez filme çekmiş (hatta daha sonra aynı öyküyü başkaları da filme çekti), Testere 2-3- ve 4 ü yönetmiş.. Yani boş bir adam değil. Ama bence bu filmi ile tabiri caizse koymuş, oturtmuş! Olay budur, seyredin de öğrenin demiş..
DERLENMİŞ TOPARLANMIŞ ISTANBUL 2011 KONSER TAKVİMİ
NİSAN 2011
- 3 nisan pazar Blaze bayley (Old school rock bar)
- 9 nisan cumartesi Kultur shock (Ghetto)
- 11 nisan pazartesi Mike Stern Band: Dave Weckl - Bob Malach - Tom Kennedy (romeo juliette)
- 15 nisan cuma Maroon 5 (?)
- 18 nisan pazartesi Children of bodom - Ensiferum - Machinae supremacy (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
- 23 nisan cumartesi Patrick Rondat (Rockn rolla)
- 27-28 nisan çarşamba-perşembe Fredrica stahl (Babylon)
MAYIS 2011
- 4 mayıs çarşamba Blind guardian (Refresh the venue)
- 6 mayıs cuma Before the dawn (Rockn rolla)
- 8 mayıs pazar Cadaveria - 12 mayıs perşembe Haggard (Refresh)
- 18 mayıs çarşamba Dark tranquillity (Joly joker balans)
- 18 mayıs çarşamba Deep Purple (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
- 20 mayıs cuma Disgorge (Old school rock bar)
- 20 mayıs cuma The Charlatans(Ghetto)
- 22 mayıs pazar Marty friedman (romeo juliette)
- 23 mayıs pazartesi Black dahlia murder (Joly joker balans)
- 25 mayıs çarşamba Roxette (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
- 28 mayıs cumartesi Freshtival (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
HAZİRAN 2011
- 8 haziran çarşamba Joe Cocker (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
- 18-19 haziran cumartesi-pazar 2 gün Sonisphere: Iron Maiden, Slipknot, Alice Cooper
TEMMUZ 2011
- 2-3 temmuz cumartesi-pazar Efes pilsen One love festival - 8 temmuz cuma Bon jovi (TT arena)
- 9 temmuz cumartesi Whitesnake ve V.A. (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
- 10 temmuz pazar Judas priest ve V.A. (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
- 16 temmuz cumartesi Limp bizkit - 16 temmuz cumartesi Motorhead (Rock n coke festival)
EYLÜL 2011
- 9-10-11 Eylül 2011 - UNIROCK FESTIVAL 2011 Between the buried and me - Opeth - Mayhem - Katatonia - Eluveitie (Maçka Küçükçiftlik Parkı)
EKİM 2011
- ? ekim Agathodaimon
CRYSİS 2: MALESEF BEN BEĞENMEDİM ARKADAŞLAR...
Yurtdışında müthiş bir oyun firması var, belki duymuşsunuzdur: CRYTEK. Bu adamların özelliği Türk olmaları (Cevat, Avni ve Faruk Yerli kardeşler..) ve bundan bir kaç sene önce Farcry ve Crysis adlı 2 müthiş oyun yaparak dünya oyun pisayasını bayağı bir sallamış olmaları. Dolayısı ile beklentilerimiz çok yüksekti ve beklenen yeni oyunlarını: Crysis 2, çook büyük beklentilerle, sabırla bekliyorduk.. Oyunun, bizim için en büyük özelliği Türkçe dublajlı hazırlanmasıydı. Oyun çıktı, bizim dergiler yere göğe sığdıramadılar oyunu..
Lakin, oyunu oynayınca -en azından ben- bayağı bir hayal kırıklığı yaşadım.. Ortalama oynanış şüresi 10 saat olan oyunu 11 saatte bitimişim.. Oyun inanılmaz tek düze. Oyundaki uzaylıların görünmezlik gibi marifetleri oyun sonuna doğru ortaya çıkıyor. Keşke en baştan beri görünmez olabilselerdi, oyun çok daha zevkli olabilirmiş. Ayrıca mekanlar da hiç o kadar çeşitli değildi. Oyun New York da geçiyor ama oyunun tamamen lineer kurgusu ve mekanların benzerlikleri sebebiyle hiç te New York daymışız gibi algılamıyoruz.. Bence Yerli kardeşlerin acilen Medal of honour ve Call of duty (modern warfare) serilerine bir göz atmaları gerekiyor.. Crysis 2 deki eksik parçalar bu oyunlarda mevcut çünkü.. Crysis 2 kesinlikle iyi bir oyun ama beklenen böyle bir şey değildi.. Daha sinematik, oyuncuyu daha özgür bırakan bir oyun bekliyorduk..
DEEP PURPLE KONSERİ (18 mayıs 2011 - Küçükçiftlikpark)
Orjinal elemanların bir çoğunun yerinde yeller esse de bu grup her şekilde dinleniyor; çünkü besteler çok sağlam.. Ayrıca bir de Steve Morse gibi bir adam gitarın başında olunca kötü bir performans beklemiyoruz. Konser mükemmeldi.. Aşağıda videoda göreceksiniz zaten. Tek eksik yanı 'Lady double dealer' (dinlemek için tıklayın)
ı çalmadılar (benim canlı dinlemek istediğim çok iyi bir Deep Purple bestesi). Bu parçayı benim bir çok arkadaşım da bilmiyor. Nedense değeri bilinememiş bir Deep Purple bestesi..
MARTY FRİEDMAN KONSERİ (22 mayıs pazar - Romeo juliet..)
Sonunda Marty Friedman ı da canlı canlı gördük.. Konser, berbat bir konser salonu olan Romeo-juliette idi ama neyseki sahne önü bileti aldığımdan salonun geri kalanından bağımsız, en önden seyrettim konseri.. Konser beklendiği gibi mükemmeldi yalnız Marty nin acaip derecede Japon kültürünü benimsediğini de görmüş olduk. Bu adamdan artık eski albumlerindeki gibi parçalar beklemeyin; çünkü acaip bir biçimde J-rock tarzını benimsemiş görünüyor. Zaten son 2-3 albumune de bakarsanız (hatta album kapaklarından bile belli) müziğinin artık bu tarza kaydığını görürsünüz. Sonuçta süper bi konserdi ama adam sadece ve sadece son 2-3 albumu ağırlıklı çaldı. Not: diğer grup elemanlarının tümü japondu..
Ziyaretçilerim hangi ülkelerden (son 24 saat):
,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸ Bu site, en iyi şekilde, en az 1280 X 800 çözünürlük, İnternet Explorer son sürüm ile ve hızlı bir internet bağlantısı ile görüntülenir,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸,ø¤º°`°º¤ø,¸¸